Nedir Parti?

Türkiye Komünist Partisi 22 Ocak 2017 Pazar günü Haliç Kongre Merkezinde düzenlenen toplantıyla siyasi yaşama geri döndü. Bu toplantıda Kemal Okuyan’ın yaptığı konuşmaya aşağıda yer veriyoruz:

* * *

Değerli yoldaşlar, dostlar,
Parti nedir?

Yayın çıkarır; toplantı yapar; bildiri dağıtır; miting düzenler... Örgütlenir; açıklama hazırlar; kongre ve konferans toplar; haklar ve özgürlükler için mücadele verir...

Bütün bunlar nedir, neye yarar?

Binlerce, on binlerce, milyonlarca sayfa evrak, yazı... Günler, haftalar, aylar boyu toplantı... On binlerce top kırmızı, kızıl kumaş... Ve ileride anlatacağımız anılar...

Bir noktadan sonra geçiniz... Komünist Parti, kapitalist düzenin devrilmesine odaklanmış, o işleme ebelik, öncülük edecek, kolaylaştıracak unsurdur.

Her şey bunun içindir.

Fidel Castro’nun devrimden önce gerillaların egemenlik bölgesinde tek bir gösteri düzenlemediğini biliyoruz. 26 Temmuz hareketinin seçimlere girdiğini de duymadık.

Ama şimdilerde sıklıkla duyduğumuz şudur: Devrimden söz edecek zaman mı?

23 Şubat 1848 Fransa’sında bir devrim patladı, ardı ardına gelecek devrimlerin ilki. Oysa Ocak ayında çok az insan bir devrim olacağını düşünüyordu. “Deli misin kardeşim” derlerdi “birkaç hafta sonra devrim olacak” diye iddia edenlere.

1880’lerde Plehanov’un, Cenova gölünde sandalda kürek çekerken; “batarsak bu Rus marksizminin sonu olur” dediği söylenir. Bir avuçlardır gerçekten de ve o sandaldaki birikimin pek de yabana atılamayacağı daha sonra her birinin üstlendiği misyonlar hesaba katıldığında ortaya çıkmıştır.

Daha sonrasında Bolşevik Parti’nin üye sayısının 1916 yılı biterken 15 binin altında olduğu söyleniyor. Ocak ayında parti 24 bine ulaşıyor. Devrimden 10 ay kadar önce, koskoca ülkede.

Bizde Kurtuluş Savaşı’nın ilk, öncü örgütlenmesi Kuvayı Milliye 6500-7000 militanla yola koyuluyor.

Bulgaristan’da 1944 9 Eylül ayaklanması sırasında -ki Bulgaristan sosyalist devriminin başlangıcıdır, Bulgaristan Komünist Partisi’nin üye sayısı 25 bin civarıdır.

Küba Devrimi’nin kritik anlarından Granma çıkarmasında, 12 kişilik tekneye binen 82 gerilladan 20 civarında gerilla, çıkarmanın ilk günlerinden sonra hayatta kalmıştı. Onlar devrime koştular.

Yoldaşlar, devrimler sayı saymaz.

Büyük olabilirsiniz ama devrimci olmak ciddiyet, tutarlılık ister.

Ünlü Alman sosyolog Max Weber 1906’da yandaşı olduğu Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin bir kongresine gidiyor ve ardından şu yorumu yapıyor: “Bu baylar bundan sonra kimseyi korkutamazlar.”

Neden korkutamazlar? Kimi korkutacaklar?

Değiştirmek istedikleri düzeni!

Oysa bu koca partinin yönetimi değiştirmek istedikleri ya da değiştireceklerini iddia ettikleri düzenin egemenlerine yaranmaya çalışıyor, kendilerini onlara beğendirmek için her yolu deniyordu.

Bunu yapandan neden korksun kapitalistler?

Sonra, aynı Alman sosyal demokratları işçi sınıfı hareketi ile sermaye sınıfının geleceğini ortaklaştırma derdine düşmüşlerdi.

Fenası, daha iyi bir kapitalizmin mümkün olduğuna inanmaya başlamışlardı. İşçileri de buna ikna etmeye çalışıyorlardı. Üstüne ve bütün bunlarla birlikte, parlamento ve seçim meselesini fetişleştirdiler. Kadroları düzenle bütünleşmeye başladı.

Koskoca Alman Sosyal Demokrat Partisi’nden burjuvalar korkmazdı gayrı!

Dostlarımıza güven, düşmanlarımıza korku. Bizim düşmanımız gericilerdir, emperyalizmdir ama her şeyin ötesinde sömürücü sınıflardır.

TKP farklı olmayı hep göze aldı. Medeni cesaret diyoruz buna. Bizi beğenmesin düşmanlarımız. Komünistlerin itici olmaları gerekmiyor ama kendilerini beğendirmek gibi bir saplantıları olamaz.

İşçi sınıfı ile sermayenin geleceği ortaklaşamaz. TKP hep bundan uzak durdu.

Ama ajanlaştırma mekanizmasına karşı uyanık durmak gerekir. Gülen cemaati, Osman Kavala, AB ve emperyalist vakıflar. Mekanizma şöyle işliyor, birileri dayanışma-demokrasi adına doğrudan ajanlarla dost oluyor, sonra siz onlarla dost oluyorsunuz...

Biz olmuyoruz. Biz bu zincirin parçası olmayacağımızı defalarca söyledik, sözümüzde duracağız.

Daha iyi bir kapitalizm fikri? Geçiniz, TKP daha iyi bir kapitalizm fikrini, ehveni şer stratejileri reddettiği için TKP oldu. Reddettiği için saldırıya uğradı.

Parlamento fetişizmi... Partimizde bu ilk kez 2007’de görüldü, herhangi bir karşılığı olmadı, TKP parlamento ve seçimler konusunda bir yanılsama içine düşmeden yoluna devam etti. Girdiği seçimlerin hiçbirinde kayda değer oy almadı ama en başarılı olduğu seçim, en az oy aldığı seçimdi: 13 bin! Haziran 2015 seçimlerinde TKP bu kadar oy aldı, tek başına akıntıya karşı durdu, başarılı oldu. Oy her şey değildir, birçok örnekte temel gösterge değildir. 13 bin oy partililerin inancını sarsmadığı gibi partiye olan ilgi ve güven arttı. Sonuçta en başarılı seçimimizdi o en az oy aldığımız seçim.

Yoldaşlar, peki genel olarak TKP başarılı mıdır?

Bu soru hassas bir sorudur. Tersine çevirerek soracak olursak, TKP başarısız mıdır? Bir devrimci partiye başarısız demek için o partinin devrimci fırsatları değerlendirmediğini söylemek gerekir. Oysa 2001-2014 arasında Türkiye Komünist Partisi’nin kaçırdığı tarihsel bir fırsat yoktur. Bu dönem boyunca, 2013 Haziran Direnişi dahil olmak üzere, Türkiye’de bir devrimci uğrak söz konusu olmamıştır. Devrimler partilerin iradesi ile yaratılamazlar. Partiler, yükselen devrimci duruma müdahale ederek tarihsel fırsatları değerlendirirler.

Hayır, TKP bu anlamda başarısız değildir. Tersine TKP her zaman tarihsel koşulların sunduğunun daha ötesini zorlamış, hatta bu nedenle eleştirilmiştir. Ancak TKP’nin yaygınlaşmak, etkisini artırmak, güçlenmek, örgütlenmek, toplumsallaşmak açısından olanakları yeterince değerlendirmediği de ortadadır. Bu başarısızlık saptaması için yeterli değildir.

Ve ortada TKP’yi başarılı yapan bir dizi olgu vardır. Az önce sözünü ettiğimiz siyaset ilkelerini, değerleri Türkiye’nin en güçlü ve yaygın devrimci hareketi olarak sürdürebilme yeteneğini korumuştur bu süre boyunca TKP. Bütün bu süre boyunca TKP hiçbir zaman yerinde durmamış, en umutsuz gözüken anlarda dahi koşulları zorlamıştır.

Bu zorlamalar da partimizdeki kriz sırasında gündem yapıldı, sorgulanarak partimizin tarihi itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. İradi hatta kişisel zorlamalar diye kodlanan nedir? Bölge emperyalist işgalle yıkıma sürüklenirken işçi sınıfı yurtseverliği demişiz, partiyi merkezine koyduğumuz, kapsayıcı ve tabanı örgütleyeceğimiz sol cepheyi öne atmışız.

TKP biraz da bu politikalar sayesinde TKP oldu.

TKP ayakta durdu.

Dostlarımıza el uzattığımızda sahtekarlık yoktu, her şey açıktı. Dost deyip, göz oymaya kalkmadık. Ama küçük hesaplarla birlik filan demedik. Partiyi tuhaflıkların içine sokmadık. TKP bir açıdan burnunun dikine gitti.

1992’de Sosyalist İktidar Partisi’ni kurarken “bu macera olur” deniyordu. Ne güzel teori üretiyorsunuz, parti sizin neyinize dediler... Onlar şimdi siyaset sahnesinde yoklar, biz varız. İçimizde de bu sıçramayı göze alamayanların gemiyi terk ettiği zor bir süreçti bu.

2001’de TKP adını aldığımızda telefonlarımıza çıkmayanlar oldu, “ben bu riski göze alamam” diyerek saflarımızı terk edenler de... Solcu, devrimci olduğunu ileri sürenlerin hakaretlerini saymıyorum bile.

TKP’ye ayrı durmayı göze aldığı için çok saldırıldı. Gerçek dostlarımız ise bize açık sözlülüğümüz nedeniyle güvendiler.

2014’de partideki krizde “TKP’nin sekterliğinin kaynağı şu-şu kişiler” deniyordu. Akıllarınca şirin gözükecek, beğenileceklerdi. Siyasetin en büyük tuzağıdır bu: Başka siyasi özneler tarafından beğenilmeye çalışmak.

TKP’nin önderliği başka siyasi oluşumlar, başka kişiler tarafından yönetilemez. Dostluğumuzu veririz o kadar.
 

‘KADROLAR HER ŞEYİ ÇÖZER’

Sevgili yoldaşlar;

2014’te nerede hata yaptığımızı biliyoruz. Çok tartıştık, tartışıyoruz da ve biliyoruz ki, bazı sorunlar yola koyulurken çözülür. Geçmişin hesaplaşması da yol alırken yapılabilir.

Şimdi en önemli mesele, kadrolar. Hareketimiz her zaman güçlü bir kadro birikimine dayandı. Bugün ise bir kez daha ve özellikle “kadrolar her şeyi çözer” demek durumundayız. Evet, şu anda kadrolarımızın düzen bağını kırmak, onları bir kez daha devrimci hedeflere odaklamak zorundayız. Bunu meczuplaşmadan gerçekleştirmeliyiz. Yeterince meczup var. Türkiye Komünist Partisi’nin meczuplara değil aklıyla hareket edenlere gereksinimi var.

Türkiye Komünist Partililer, düzenle bağımızı, onu değiştirme arzusu ve iradesine indirgeyin. Bunun için gerekli donanım, zenginlik, akıl ve birikime sahip olmakla düzeni meşrulaştırma, düzenle bağları kuvvetlendirecek alışkanlıkları birbirine karıştırmayın.

Ve henüz bu iradenin parçası olmayanlar. Kişisel hesapları, hırsı, yanlışta ısrarı bırakın; bu da düzen içi bağdır.

Sevgili dostlar,

Bizi değerlendireceğiniz kriterler seçim filan değil. Elbette büyüyeceğiz, etkimizi artıracağız: Tarihsel fırsatları kaçırmamak için. Ancak bizim kriterlerimiz, devrimci hedeflerimize uygun olmak durumunda.

İki yıl boyunca biz partisiz kalmadık, TKP siyaseti yürüdü. Şimdi basit bir ad değişikliği değil bu. TKP ile yola devam. Bıraktığımız yerden değil, bugün getirdiğimiz noktadan. Ama sıçrayarak.

Kadrolar ve parti örgütü. Krizsiz bir Türkiye yok. Program ve ilkeler bizi düzen içi arayışlardan koruyor. Öte yandan, devrimci mücadele çok karmaşık görevler demektir.

Önümüzde Başkanlık referandumu var. Önemli elbette bu, herkesten fazla çalışacağız Hayır için. Ancak bunun devrimci olanakları artması için uğraşacağız. MHP’lilerden ricacı olmayacağız örneğin. CHP’nin peşinden gitmeyeceğiz örneğin. Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan işçi sınıfının örgütlenmesini, onun mücadelesini örtmeyeceğiz örneğin.

Ve her şeyin ötesinde örgütleneceğiz. Örgütlenmek çoğalmak, güçlenmektir. Ama aynı zamanda umudu ve özgüveni de artırmaktır. Örgütlenen komünist dönüştürebilen kişidir. Dönüştürebilen umutsuz olmaz. Bu düzenden bir kişi daha kopardım der. Yapılan her şey, örgütlediğimiz her kişi, verdiğimiz her mücadele kapitalizmin ömründen çalıyor, bizim varlığımızı tarihsel bir fırsata dönüştürüyor. Umutsuzluk bu şekilde aşılır.

Türkiye Komünist Partisi bunun için vardır. Şimdi hep birlikte umudu çoğaltmaya...

Yaşasın Türkiye Komünist Partisi