SUNUŞ

Kasım ayında yayınlanan 132 numaralı Gelenek’in sunuş satırları bunun bir özel sayı olduğunu anlatarak başlıyordu. Gelenek dergimizin otuzuncu yaşını kutluyorduk...

Yine bir özel sayıyla ve birkaç ay önceki sözümüzü gerçekleştirememenin mahcubiyetiyle Şubat 2017’de birlikteyiz. Gerçekleştiremediğimiz sözü yine aynı sunuş yazısındaydı; bir sonraki randevuyu Ocak’a vermiştik.

Gecikmemiz ve yine bir özel sayı hazırlamamızın mazereti ve gerekçesi aynı: Türkiye Komünist Partisi’nin tarihinde istisnai bir evreyi tam da bu iki Gelenek sayısının arasında kapattık. Gelenek TKP hareketinin teorik organı olarak özel bir avantaj ve misyona sahip olmakla birlikte, zaman zaman aynı kaynaktan gelen etkilerle duraklayabilmektedir de. TKP’nin siyasi yaşama döndüğü 22 Ocak toplantısının hazırlanmakta ve gerçekleştirilmekte olduğu günlerde yeni Gelenek’in hazırlanma olasılığı ortadan kalkıverdi. Üstelik ilk tasarlandığı haliyle bu toplantı 8 Ocak’ta yapılacaktı. Hava koşulları toplantıya iki haftalık bir mazeret dayattı. Toplantının kendisi de Gelenek’i Şubat ayının sonlarına doğru iteledi.

Gelenek bu gecikmeden dolayı özür dileyebilir. Ama mazeret Türkiye Komünist Partisi’nin siyasi mücadeleye dönüşü olduğunda özrün çabucak kabul edileceğine eminiz. Takvimimizi bir ay kaydırdık. Üstelik Gelenek’in yeni bir içerik modeline geçişini de bir sayı kaydırmış olduk... Dediğimiz gibi yine bir özel sayıyla birlikteyiz.

22 Ocak toplantısı 2014 TKP üyelerini bir araya getiriyor ve TKP’nin mücadeleye geri dönüşü için bir meşruiyet yoklaması anlamına geliyordu. Bizim açımızdan arada kesinti yoktur ve Partimizin üç yıl önce içine yuvarlandığı krizden çıkış yolu 13 Temmuz 2014 Atılım Kongresi ve 20 Temmuz Temsilciler toplantısıyla ana hatlarıyla çizilmiştir. TKP adının “askıya alınmasının” kararlaştırıldığı o hafta Atılım Kongresi iradesi Komünist Parti olarak geçici bir süre varlığını sürdürmeyi seçmişti. Komünist Parti 17 Nisan 2016 tarihinde TKP ile ilgili tartışmalı duruma son verilmesi için yeterli koşulların oluştuğunu saptıyor ve ilan ediyordu. Yani, TKP geleneği 2014 sonrasında KP tarafından temsil edilmiş ve siyasal-örgütsel bir kopukluğa izin verilmemiştir. Nisan 2016 ile Ocak 2017 arasında bu saptama doğrultusunda TKP’nin siyasi yaşama geri dönüşünün örgütlenmesiyle uğraşılmıştır.

Sol tarih ile sosyalist militan arasındaki yaygın ilişkiye baktığımızda böylesi bir konunun örgütsel ve kişisel detaylarının daha fazla merak uyandıracağını tahmin ediyoruz. Ancak bunu tatmin edecek değiliz. Söz konusu yanlış merak sol kültürde bir dejenerasyon olmanın ötesinde solda yaşanan ayrışma, bölünme, tasfiye gibi olguların nesnel bir analize tabi tutulmasını güçleştirir. Tersi de doğrudur. Sol tarihe nesnel analiz zemininde yaklaşılamadığı ölçüde yanlış bir kültüre kapılar açılır.

TKP tarihinde bu kez buna izin verilmemelidir. 2014 hizbinden bu yana başka yayınlarımız ama özel olarak Gelenek bu doğrultuda bir yaklaşımın ana hattını oluşturmuş bulunuyor. 2017 başı itibariyle bu çerçevede kritik bir geliştirme yapılması mümkün ve gerekli hale gelmiştir. Elinizdeki Gelenek özel sayısının işi de budur.

Önce bir siyasi değerlendirme yazısıyla başlayacağız. 22 Ocak toplantısının hazırlıkları çerçevesinde Komünist Parti Merkez Komitesi bir “Tezler” metni kaleme aldı. Bu metin Parti yayıncılığında büyük ölçüde işlenmiş analiz öğelerini belli bir bütünlük içinde yan yana getiriyor ve “Güncel Tezler ve Görevlerimiz” başlığını taşıyor. Bu metnin bir kongre
belgesi olmadığını, yalnızca kritik bir dönemeçte güncel politik durum değerlendirmesinin “toparlanması” ihtiyacını karşıladığını not etmeliyiz. Buraya hem bir belge hem de dergimizin standartlaşan siyasi değerlendirme yazısı olarak alıyoruz.

Gelenek’in TKP’de tasfiye denemesiyle hesaplaştığı bu özel sayısı TKP Merkez Komite üyesi Kemal Okuyan’la uzun bir söyleşiyle devam ediyor. Okuyan’ın belirlemeleri 2014-16 aralığının bir tarihsel bütünlük içinde ele alınabilmesine el verecektir. Söyleşi Gelenek’in gelecek sayıdan itibaren nasıl bir içerik ve formatta yola devam edeceği konusunda da ipuçları barındırıyor.

Erhan Nalçacı, “Dünya komünist hareketinde tasfiyecilik” başlıklı yazısında konunun Türkiye ile başlayıp bitmediğini hatırlatıyor ve hem kavramlar arasında hem tarih sayfalarında bir gezintiye çıkartıyor okuru.

Aydemir Güler’in yazısı son tasfiye girişimini sol tarihe referanslarla tartışıyor ve 2014-17 tasfiye girişiminin kişileri aşan bir nesnelliği olduğunu işliyor.

Aysan Şener ise bir başka sorunun açıklık kazanmasına katkıda bulunuyor. TKP içinde ortaya çıkan hizbin parti hattından köklü biçimde ayrı düştüğü sol kamuoyu tarafından yeterince gözlenemedi. 2014’ün bir örgütsel ayrımdan ibaret olduğu yolundaki hizip tezi söz konusu belirsizliğin temel nedenidir. “Yeniyi” temsil ettiğini söyleyen bir tarafın kendine özgü tezleri belirginleştirmeyi tercih etmesi beklenirken hizbin politik ayrımları gölgede bırakmayı seçmiş olmasının nedeni aslında basittir. Bu netliğin şekillendiği yerde TKP üyeleri ve kamuoyu hizbi bir “sapma” olarak mahkûm etmekte tereddüt etmezlerdi. Şener bu oportünizmin gölgede bıraktığı tezleri gün ışığına çekiyor.

Çeviri bölümümüz dosyayla uyumlu. Çevirisini sunduğumuz iki metinden birinin çevirmeni olan Aytek Soner Alpan’ın seçtiği başlıkla “Bir başka ‘hizip’ hikayesi” Yunanistan Komünist Partisi’nden. YKP’nin veya çevirmen arkadaşlarımızın tercihiyle Yunancadan doğrudan alınan kısaltılmış haliyle KKE 1980’lerin sonlarında bir iç krize yuvarlandı. Bu krizden ağır yara alarak ama devrimci sınıf kimliğini yeniden üretmeyi başararak çıkan kardeş partinin yayın organında 2001’de yayınlanan iki yazıyı dikkatinize sunuyoruz. İkinci makale Gülay Ertekin tarafından Türkçeleştirildi.

Parti 10 Eylül’de kurulduğu sırada komünist hareketin üç kaynaktan hareketle şekillendiği bilinir. Gelenek’in son yazısı da bunlardan birisini, Anadolu’daki komünist birikimi konu alıyor. Neslişah Başaran Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası üstüne bir araştırma kitabının tanıtıcı eleştirisini kaleme aldı.

Türkiye Komünist Partisi’nin siyasi yaşama kendi adıyla geri dönüşünün heyecanıyla hepinize iyi okumalar diliyoruz.