SUNUŞ

Gelenek’in 134. sayısında farklı boyutlarıyla Türkiye’ye odaklanarak devlet konusu ele alınıyor.

Türkiye siyasetinde devlet konusu hep çok tartışmalı bir yerde durmuştur. Nedenini anlamak çok zor değil: Geç kapitalistleşmiş bir ülke olmaktan kaynaklı ve aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devrolunan mirasın gereği olarak bugüne kadar gelen tarihsel serüvende devletin rolü hep çok merkezi olmuştur. Burada tartışılacak bir yan yok. Tartışma, bu maddi zeminin nasıl yorumlandığıyla ilgili.

Neredeyse istisnası yok: Memleketin siyasi yelpazesinde solundan sağına tüm özneler bu topraklardaki bütün iyi veya kötü gelişmelerin müsebbibi olarak devleti görmekte, tarihi ve dolayısıyla bugünü bunun üzerinden yorumlamakta. Üstelik iddiaya göre bu öyle bir devlet ki tarih değişiyor, koşullar değişiyor, onun sureti değişse de özü-belirleyiciliği baki kalıyor...

Türkiye ilericiliğinin de bu maddi zemini yerli yerine oturttuğunu, devleti Marksist bir analize tabii tutabildiğini söylemek, solun bugüne kadarki yaygın külliyatına bakınca pek mümkün görünmüyor. Kendisine Marksist diyen birçok kalem erbabı dahi iş devlete gelince adeta Hegelyen bir okuma yaparak devleti sınıfsal aidiyetinden ve sınıf mücadelesinin dinamizmi içinde değişen bir yapı olmaktan arındırıp, değişmez-dönüşmez sabit bir öze indirgiyor. Bunun sonucu mu, krizin yoğunlaştığı, baskının arttığı ve aynı anlama gelmek üzere aslında devrimci mücadele için yeni imkânların yeşerdiği anlarda solun kendi misyonunu unutması, bitmek bilmez bir demokratizmin sürekli olarak nüksetmesi oluyor.

Şimdi herkesin bir kepazelik olarak kabul ettiği Ergenekon masallarının nasıl bu kadar kolay tuttuğunun yanıtı da burada gizli.

Çok yakın bir tecrübe olarak AKP dönemi gösteriyor ki, devlet konusu siyasi açıdan gayet hayati bir öneme sahip.

Devlet tartışmasının bugün yeniden Gelenek’in kadrajına girme sebebi de bu söylenenlerle doğrudan ilgili.

AKP döneminde 1923 tarihiyle ifade olunan Cumhuriyet’in geri dönüşsüz biçimde çözüldüğü tezi, Gelenek’in de siyasi hattına bağlı bulunduğu Türkiye Komünist Partisi’nin 2011’deki tezlerinde yerini almıştı. AKP’yi diğer burjuva partilerinden ayıran da bu karşıdevrim operasyonunun öznesi olmasıydı. Rejimi ete kemiğe büründüren yapının devlet olduğunu kabul edersek yıkıldığı ve yerine yenisinin inşa edilemediği noktada ülkenin bir devlet tartışmasının içine düştüğü açık.

Bu durumun işçi sınıfı mücadelesinde yarattığı imkânlar konunun bir diğer önemli ve aslında en önemli tarafı. Ancak yukarıda da söylediğimiz gibi, Türkiye ilericiliğinin devlet konusundaki teorik zafiyeti tam da böyle dönemlerde büyük siyasi yanlışlara yol açacak şekilde ortaya çıkıyor.

İşçi sınıfı mücadelesinde bu tür yanlışları düzlemek de görevler arasında sayılmalıdır. Gelenek’in elinizde tuttuğunuz sayısı bu amacı güdüyor.

***

Kemal Okuyan, yazısında Türkiye’deki siyasi kriz ve emperyalist sistemdeki tıkanma arasındaki bağlantıya dikkat çekiyor. Yaşanan krize kimsenin çözüm üretmek gibi bir iddiasının olmadığını vurgulayan Okuyan, zaten asıl üzerinde durulması gerekenin Erdoğan’ın yenilgileri yönetme becerisini nasıl koruduğu olması gerektiğini söylüyor ve yazısında bunun yanıtını arıyor.

Aydemir Güler ise “Devlet: Çözülme İçinde Konsolidasyon” başlıklı yazısında AKP Türkiye’sinde çok yaygın kabul gören bir siyasi yanlışı düzeltiyor. Güler’e göre devletin çözülüşünün ilacı otoritenin merkezileştirilmesi, siyasal alanda tekelleşmeye gidilmesidir. Ve bu hem burjuvazinin programına uygundur, hem de emperyalist sistemin genel yönelişidir. Ancak sanılanın aksine AKP’nin sermaye sınıfı açısından teşkil ettiği sorun bunu yapması değil yapamamasıdır. Güler, yazısında esas sorunu AKP’nin tekleşmesi, adeta diktatörlüğünü kurması olarak gören tezlere karşı güçlü bir düzeltici girdi yapmış oluyor.

Türkiye kapitalizminin gelişim çizgisi ve devletin bu çizgide izlediği yol, oynadığı rol çok tartışma konusu oldu. Neslişah Başaran yazısında bu karşılıklı ilişkiyi incelerken, Marksizm’de devletin sınıfsal özelliğine ilişkin saptamalara ve tartışmalara dair bazı hatırlatmalar yapıyor ve Türkiye’de devletin sınıfsal niteliğinin incelenmesinde bu tartışmalardan nasıl yararlanılabileceğine dair ipuçları sunuyor.

Türkiye devleti ile büyük sermaye arasındaki ilişki bir diğer önemli tartışma konusu. Gülay D. makalesinde Başaran’ın tarihsel bağlamda ele aldığı sermaye-devlet ilişkisini bugüne doğru uzatıyor, güncel verilerle destekleyerek bir fotoğraf sunuyor ve kimilerinin iddia ettiğinin aksine Türkiye’nin geleneksel büyük sermayesinin belirleyici gücünü koruduğunu iddia ediyor.

Konunun popülerliği ve önemi devlet konusunda yapılan çalışmaların sayısını artırmış durumda. Erman Çete yazısında ilerici kamuoyu üzerinde etki sahibi kimi kalemlerin çalışmalarını inceleyerek, farklı eğilimleri barındıran bu çalışmalardaki ortak zafiyetin izini sürüyor ve “solun, düşüncesindeki Erdoğan prangasından kurtulması gerekmektedir” diyor.

Volkan Algan’ın “Devlet tartışmasında zor konu” başlıklı yazısı ise, güncel tartışmalardan biraz uzaklaşarak Marx’ta eksik olan emperyalizm olgusunun devlet teorisinde nasıl bir farklılaşmaya neden olduğu, devlet-toplum ilişkilerinde hangi yeni sorunları masaya koyduğu ve kapitalizmden komünizme geçiş sürecinde proletarya diktatörlüğünün hangi yeni görevlerle yüklendiği gibi soruları irdeliyor.

Bu sayıda Gelenek okuyucusuyla buluşturmayı ayrıca önemsediğimiz bazı belgelerin de çevirisine yer veriyoruz. Belgeleri bizim için önemli hale getiren, TKP’nin güncel mücadelesinde de tartıştığı çok önemli bir konuda, işyeri örgütlenmesinde, tarihsel referans olabilmesinde yatıyor. Türkçe çevirisini yayımladığımız belgeler, Jane Degras tarafından hazırlanan “Komünist Enternasyonal 1919-1943, Belgeler” kitabından Yıldız Koç tarafından seçilerek çevrildi. Koç, belgeleri sunarken şöyle diyor: “Sendikaların bu denli kuşatıldığı ve teslim alındığı, işçi sınıfının bu derece örgütsüz olduğu bir dönemde, bolşevizasyona ve işyeri örgütlenmesine ilişkin bu önermeler daha da önem kazanıyor.”

Türkiye Komünist Partisi’nin 27-28 Mayıs tarihlerinde tamamlanan 12. Kongre’sinde kabul edilen iki önemli metin de Gelenek’in bu sayısında yayınlanıyor.

İlk metin, Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’nin 100. yıldönümünde “Yolumuz devrimin yoludur” başlığını taşıyor ve Ekim Devrimi’nin mirasının güncelliğine odaklanıyor.

Bu sayıda yer alan diğer kongre belgesi ise, dünya komünist hareketinin de en önemli tartışma başlıklarından birisi olan emperyalist sistem içinde Rusya ve Çin’in pozisyonuna odaklanıyor ve “Rusya ve Çin ekseninde emperyalizm üzerine 2017 tezleri” başlığını taşıyor.

***

Gelenek önümüzdeki dönemde 3 aylık periyotlarla ve bu sayıda olduğu gibi belli dosya konularıyla yayın hayatına devam edecek.

Gelenek makalelerinin işçi sınıfının kurtuluş mücadelesinde tüm okurlarımıza faydası olması dileğiyle.

Eylül ayında görüşmek üzere...