Nevzat Evrim Önal Seçim sonuçları ve ardından 1 Mayıs’ta yaşananlarla birlikte, sosyal demokrasinin kapitalist düzende nasıl bir yere oturduğu konusunda detaylı ve bütünlüklü bir tartışma yapma ihtiyacı doğdu. Dilerseniz bu tartışmaya, yazının sonunda dönmek üzere çok temel bir doğruyu alıntılayarak başlayalım. Stalin 1924’te, faşizm henüz yeni ve tam kavranmamış bir olguyken sosyal demokrasiyle ilişkisine dair...
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Sovyet lideri Stalin’e dair bugün de dile  getirilen yalan ve çarpıtmalara kanıt olarak gösterilen Hruşçov’un 1956 tarihli ünlü konuşmasını International Communist Review dergisi için değerlendirdi. Nikita Hruşçov Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 20. Kongresi’nin gizli oturumunda sansasyonel bir konuşma yaparak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne 1922-1953 yılları arasında liderlik eden ve geçtiğimiz...
Sevgili dostlar ve yoldaşlar, Biri çıkıp Nâzım Hikmet’e, “ölümünün üstünden yarım asırdan fazla zaman geçecek ve seni Beloyannis’in ülkesinde anacaklar, irdeleyecekler, tartışacaklar” deseydi, emin olun hiç şaşırmaz, inanırdı.  Kendini çok önemsediği, burnu büyük olduğu için değil. Karanfilli Adam’ın yüzünde o gülümsemeyle hayatını verebildiği mücadeleye, kendisinin paylaştığı o büyük davaya, Beloyannis’in partisine ve kendi partisine güvendiği...
Cansu Oba Siyasette ilkelerden bahsediyoruz. Yani siyaset yaparken geri adım atamayacağımız çizgilerden, bizi biz yapan konumlanışlardan… Elbette hangi ilkelerle hareket ettiğimiz siyasette hangi sınıfın yanında durduğumuzla, kimin çıkarları için mücadele ettiğimizle ilişkili ama daha bu ilkelerin içeriğine gelmeden önce sadece ilke sahibi olmak bile toplumun hatırı sayılır bir kesimi için olumlu bir anlam taşıyor. Yakın...
Hukuk, sosyal adalete hiç sahip olmamış halklar için aynı değildir. Verili bir yerdeki nesnel koşullar, orada ne kadar ‘‘uzman kuruluş’’ faaliyet gösteriyor olursa olsun, insan hakları konusundaki farkındalık ve uygulama derecesini belirler. Okuma yazma bilmemenin, açlığın, işsizliğin ve sağlıksızlığın hüküm sürdüğü bir yerde İnsan Hakları Sözleşmesi ne anlama gelir? Az ya da hiç! İnsanlık tarafından...
Garip ve sıra dışı günlerden geçiyoruz. Biraz da tekinsiz. Geçmiştekileri andıran ama daha önce hiç yaşanmamış olaylar, durumlarla geçiyor günler. Bir yandan bu sıra dışılık yeni bir tarihin kıyısında olduğumuzu düşündürüyor, bir yandan da yoruyor, bezdiriyor. Umut, heyecan, tedirginlik ve bezginlik iç içe yaşanıyor. Geçtiğimiz ay içinde daha önce benzeri pek yaşanmamış iki olay gündeme...
Suriyeli mültecilerle ilgili devam eden tartışma, Türkiye sermaye sınıfının içindeki kliklerin, sorunu algılayışlarındaki farklılık ve hatta çatışmaları da su üstüne çıkardı.[1] Halihazırda kliklerin siyasi temsilcileri arasında devam eden tartışmanın pas geçilen uluslararası boyutu da mevcut. İktidar tarafından Suriye müdahalesinin meşrulaştırılmasında kullanılan mülteciler aynı zamanda ABD ve AB’nin de Şam yönetimine karşı pazarlık kozuna dönüşmüş durumda. Taliban’ın Afganistan’da...
Bir 19. yüzyıl kıta Avrupası düşünürü olarak G.W.F. Hegel’in günümüzde Türkiye’de yürütülen Anayasa tartışmaları esnasında yeniden hatırlanması şaşırtıcı mıdır? Düşünürün genel felsefi kuramına içkin olarak geliştirdiği devlet ve sivil toplum yaklaşımının kendisinden sonraki kuşaklar üzerindeki etkisi düşünüldüğünde bu sorunun cevabının olumsuz olduğu aşikâr. Hegel’in felsefesi mantıktan, doğa felsefesine, etiğe, hukuka ve siyasetin başlıca kavramlarına değin...
“Kendi halkının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin Komünistleşmesini neden öylece durup izlememiz gerektiğini anlamıyorum.” ― Henry Kissinger Yüzyıla yaklaşan ömrünün sonuna doğru şu güzide sözlerinin bir komünist partinin yayın organına taşındığını görseydi bunaması varsa bile kesin toparlardı. Gerçi bu sözleri sarfettiği dönemin yani “soğuk savaş”ın[1] kazananı, kendisinin de aktif militanı olduğu cepheydi ama yine de nereden baksak...
Berkun Oya’nın “Bir Başkadır” adlı dizisi, Türkiye’de uzun süredir hiçbir sanatsal yapıtın beceremediği kadar hararetle tartışıldı. Bu tartışmalarda, özellikle diziye soldan yöneltilen eleştirilerin bir kısmında katılmadığım bir yön var, ve bu, aslına bakılırsa, epeydir soldan yapılan sanat eleştirilerinde gözlemlediğim bir sıkıntı. Dolayısıyla, bu yazıyı kaleme almaktaki esas amacım, “Bir Başkadır” dizisinin kendisinden çok, sanat eleştirisinin...