“Kongremize yapılan saldırıdan dolayı tüm Amerikalılar dehşete kapıldı. Siyasi şiddet, Amerikan halkı olarak değer verdiğimiz her şeye karşı yapılmış bir saldırıdır. Bu, asla hoş görülemez. Şimdi, daha önce hiç olmadığı kadar, siyasi hıncımızın üzerinde ortak değerlerimiz etrafında toplanmalı ve ortak kaderimizi oluşturmalıyız.” Artık eski Başkan diyebiliriz, Trump veda konuşmasında bunları söyledi. Daha önceki dik kafalı...
Korona günlerinde devrimcilik sınırlandıysa, bunu toplum sağlığına duyarlılıkla, gelişkin sorumluluk bilinciyle açıklamanın sanırım bir sınırı var. Eğer 2020 yılına damgasını vuran salgın boyunca işçi sınıfının hak arama mücadelelerinde, eşitlik ve özgürlük arayışı bağlamına yerleştirilebilecek direniş ya da inisiyatiflerin sayısında ve etkisinde bir azalma olduysa bunun tek açıklaması, “ezilenler” cephesindeki “yüksek ahlak” olamaz. Amerika Birleşik Devletleri’nde...
Sosyal bilimlerle ilgili bölümlerde siyasi partilerin tanım gereği iktidarı almayı hedefleyen oluşumlar olduğu anlatılırdı sıklıkla. Bu özellikleriyle partiler baskı gruplarından ayrıştırılırdı. Kuşkusuz toplumsal mücadelelere sınıf perspektifiyle bakılmasını engellemek için her tür hileye başvuran, emek-sermaye çelişkisini sonsuza varıncaya kadar yeni eklemelerle çeşitlendirilebilecek başlıklardan birine indirgeyen burjuva ideolojisinin bu tasnifinde sayısız tuzak yer alıyordu. Zaman içinde siyasetin...
Zavallılar… Sonra soruyorlar ”Erdoğan neden hâlâ ayakta” diye… Emperyalist merkezlerin, TÜSİAD’ın kollarında demokrasi ve özgürlük kavgası veriyorlar; oysa tıpkı sahipleri gibi, zerre özgürlükçü değiller. Anti komünizmden insanlığın hanesine hiçbir şey çıkmayacağını kanıtlamaya devam ediyorlar hâlâ…  Milliyetçilik ve dincilikten yakınıyorlar arsızca. Militarizmden yayılmacılıktan, stratejik hesaplardan dem vuruyorlar.  Gericiliğe, gericiliğin bölgesel hesaplarına zemin sunan düpedüz Türkiye’nin kapitalist...
Şaşırtıcı olan, 1991 sonrasının dünyasında Türkiye kapitalizminin ABD’nin ittifak sisteminde eskisi gibi “uysal” ve de “uyumlu” bir biçimde devam etmesi olurdu.  1991, Sovyetler Birliği’nin yıkıldığı tarihtir ve o andan itibaren ABD liderliğindeki emperyalist sistemin iç çelişkilerini kontrol etmeyi zorlaştıran bir tablo ortaya çıkmıştır. Sovyetler Birliği’nin çözülmeden önceki barış takıntılı ve devrimci bir perspektiften uzaklaşan dış...
“İmamoğlu doğal olduğunu söylemişti. Gerçekte, muhalefetin İstanbul örgütünün, kendisinde İstanbul seçmenin en geniş kesimlerine seslenmek için en uygun niteliksel karışımın ve minimum siyasal bagajın olduğunu fark eden dış ekibinin özenli tasarımının ürünüydü.” New York Times’da 26 Haziran’da yayınlanan bir makalede aynen böyle yazıyordu. DW ve BBC gibi “resmi” sıfatı taşıyanlar dahil olmak üzere, emperyalist dünyanın...
12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türkiye’de derin bir kriz yaşanıyordu. Halkın gündelik hayatına yüksek enflasyon, şeker ve yağ kuyrukları, tüp gaz karaborsası şeklinde yansıyan ekonomik sorunların sermaye sınıfı açısından başka bir anlamı vardı. Patronlar işçi sınıfının pazarlık gücünü kırmak için örgütlenme ve grev hakkını kısıtlamak istiyor, enflasyonun ücretlerin yüksek olmasından kaynaklandığı yalanını sürekli gündemde tutuyor...
Avrupa Komünist İnisiyatifi’nin “Komünizm için Mücadele: Yüzyıllık Politik Miras” toplantısında TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın yaptığı konuşmayı okurlarımızla paylaşıyoruz. Değerli yoldaşlar, Bundan yüz yıl önce 35’i oy hakkına sahip 54 delege Moskova’da bir araya geldi. İnsanlığı sömürüden kurtarmak, eşitsizliğin ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü çürümüş toplumsal sisteme öldürücü darbeyi vurmak, tek tek ülkelerde sürmekte olan komünizm...
Komünistlerin seçimlere bir olanak olarak bakması adettendir. Burada bir tuhaflık yok, seçimlerin seslenme ve örgütlenme açısından ek kanallar yarattığı açık. Ancak bu olanakları değerlendirebilmek için bilinmesi gereken, seçimlerin öncelikle bir sınıf mücadelesi alanı olduğudur. Seçimler, sermaye egemenlinin yerleşik kurumlarından biri olmasına karşın, bir sınıf mücadele alanıdır. Seçimlerin sermaye egemenliğinin yerleşik kurumlarından biri olduğu önermesinden başlayalım....
Referandum’dan sonra, “Erdoğan kaybetti, halk kazanmadı” demiştik. Erdoğan kaybettiğini hemen anladı, gereğini yapıyor, halkın ise kafası karıştırılmaya devam ediliyor hâlâ! Önce Erdoğan’ın kaybettiği iddiamızın kaynağına bir kez daha inelim. Erdoğan’ın tasarladığı Türkiye, ülkenin sanayileşme, kentleşme ve eğitim gibi kriterler açısından “gelişkin” bölgelerinde karşılık bulmuyor. Referandum, bu direncin kırılmak bir yana, istikrara kavuştuğunu gösterdi. Onca yıldan...
İşaret/Notlar
Yükleniyor...
İşaretle
Kapat
Okur Giriş

Parolanızı mı unuttunuz
×
Signup

Already have an account? Login
×
Kayıp Parola

×