Dünya komünist hareketinde tasfiyecilik

GİRİŞ VE KAVRAMLAR

Dünya komünist hareketinin tarihinde tasfiyecilik kolay bir konu değil, sadece SBKP’nin tasfiyesinin nerede başlayıp bittiğine dair bile ciltlerce yazılabilir. Bu nedenle bu yazıda ayrıntılı bir tarihsel inceleme yerine, bazı genellemelere ulaşmayı deneyeceğiz.

Tarihimizde tasfiyecilik ile ilgili olarak kullanılan birçok kavram bulunuyor. Birbirinin yerine kullanılan, eş anlamlı olan, nüanslar taşıyan kavramların çokluğu belki de tarihimizin bu açıdan zorunlu olarak çok zengin olmasından kaynaklanıyor.

Tasfiyeciler1 kavramı ilk kez Rusya’da 1905 Devrimi’nin yenilgisinden sonra Menşeviklerin sağ kanadından çıkan ve Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ni (RSDİP) düzene bağlayarak dönüştürmeyi savunan Potressov ve arkadaşlarını tanımlamak için kullanılmıştır.2 “Potressov’a göre, liberal burjuvalarla birlikte parlamenter başarılar kazanmak için, yeni bir partinin, tüm yasal eylem olanaklarını kullanan, Batılı yöntemleri taklit eden bir işçi partisinin kurulması gerekmektedir”.3 Lenin bu kişiler için “partiden bağımsız bir grup kurarak, Rus liberal burjuvazisini, Rus işçilerin devrimci savaşım alışkanlıklarını kaybettirme çabalarını bin bir yoldan desteklemiş, kışkırtmış ve beslemiştir” diye yazmıştı.4 Bu hizip RSDİP’in 1912 yılında yapılan kongresinde partiden uzaklaştırılmış, ancak ayrı bir parti kurarak yıllarca ayak bağı olmaya devam etmiştir.

Bu yazıda aynı anlama gelen likidatörler yerine “tasfiyeciler”in seçilmesi tamamen pedagojiktir. Türkçe bir kavramın başlangıçta canlandırdığı anlamın konunun anlaşılmasını kolaylaştıracağı düşünülmüştür.

Kısaca tekrarlamak gerekirse, tasfiyecilikten, işçi sınıfının siyasi öncüsü olan partiyi ortadan kaldırmaya dönük ideolojik ve siyasi eylemler bütününü anlıyoruz. Burada önemli olan partinin fiziki varlığını koruması değil, burjuvaziden bağımsız siyasi hattın, sosyalist devrim ve sınıfsız bir toplum kurulması hedefinin ortadan kaldırılması ve partinin bir şekilde burjuvaziye bağlanmasıdır. Daha sonra değineceğiz, partinin tasfiyesinden sonra örneğin Fransız veya İspanya Komünist Partilerinde olduğu gibi parti isim olarak “komünist” sıfatını taşımaya devam edebilir veya SBKP’de olduğu gibi sonlanıp tarihe karışabilir.

Tasfiyeciliğin karşı-devrimle ilişkisini de vurgulayıp geçelim. Bir işçi sınıfı partisini nihai hedefinden koparmak ve düzenin bir unsuru haline getirmek henüz sosyalist devrimine ulaşmamış bir ülkede devrimci bir durum olup olmadığından bağımsız olarak karşı-devrimcidir. Buna karşılık tasfiyeciliğin karşı-devrim ile birlikte anılması, esas olarak iktidarı ele geçirmiş ve sosyalist kuruluşun bir aşamasında olan partiler için daha çok söz konusu olmuştur. İleride göreceğiz devrimci bir partiyi tasfiye etmeden bir ülkede sosyalizmi yıkmak ve kapitalist restorasyona geçmek mümkün olmaz.

Tasfiyecilik ile iç içe geçmiş, birçok kez onun yerine kullanılan iki kavrama, oportünizm ve revizyonizme de göz atalım.

Marksist literatürde “oportünizm”in ilk kullanılışına Engels’in “Erfurt Programı’nın Eleştirisi”nde rastlıyoruz: “Günün anlık çıkarları uğruna büyük temel görüşlerin bu unutuluşunda, sonraki sonuçlarına bakmadan anlık başarılar uğruna bu hayhuyda, hareketin geleceğinin hareketin bugününe bu feda edilişinde ‘içten’ olunabilir, fakat bu oportünizmdir ..., ve ‘içten’ oportünizm en tehlikelisidir.”5

Daha sonra kendisi de bir oportünist olacak Kaustky dahil olmak üzere Rosa Luxemburg’tan Lenin’e bu kavram çok sık kullanılmış, Lenin Ne Yapmalı?’da Lasalcılar’dan İngiliz sosyal demokratlarına, Narodnikler’den Rus sosyal demokratlarına oportünistlerin bir listesini oluşturmuştur.

Genel olarak siyasi ilkesizlik anlamına gelen “Oportünizm, her ne kadar tarihsel bir gelişme göstermiş ve çeşitli ülkelerde kendine özgü yanlar ortaya koymuşsa da, ... işlevi her yerde işçi sınıfını burjuvaziye tabi kılmaktan ibarettir.”6

Lenin, İkinci Enternasyonal’in Birinci Dünya Savaşı’nın arifesinde milliyetçiliğe teslim oluşundan sonra, emperyalizme ve oportünizme karşı mücadelenin birbirinden ayırt edilemeyeceğini savunmuştur.7 Başka bir deyişle 1900’lerin başından itibaren işçi sınıfı siyasetinin emperyalizmin çıkarlarına bağlı kılınması oportünizm olarak adlandırılmıştır.

Ancak işçi sınıfı partisi içinde sağa çark edenler, oportünistler ve bütün tasfiyeciler eylemlerini kuramsal olarak temellendirmek isterler. 1900’lerin hemen başında marksist, sonrasında marksist-leninist kuramı kendi amaçlarına uygun şekilde deforme etme çabası revizyonizm olarak adlandırılmıştır. Bernstein örneğinde olduğu gibi bazı durumlarda, kuramı devrimci içeriğinden soyutlama eylemi, marksist felsefeden, iktisada ve siyasete kadar kapsamlı ve sistematik bir saldırıya eşlik etmiştir. Çünkü dev bir kitle partisi haline gelen ve düzene yerleşerek devrimci özelliklerini yitiren Alman Sosyal Demokrat Partisi hâlâ yük olarak taşıdığı kapsamlı bir devrimci kurama sahipti.

Lenin’in şu notu çok iyi bilinir: “Revizyonizmin ekonomik ve siyasal eğilimlerinin doğal bir tamamlayıcısı, sosyalist hareketin sonal amacı konusunda aldığı tavırdır: ‘Hareket her şeydir, sonal amaç hiçbir şeydir.’ Bernstein’ın bu özlü sözü, revizyonizmin özünü bir çok açıklamalardan daha iyi anlatır. Duruma göre tutum saptamak, günlük olaylara, önemsiz siyasal ayrıntılardaki iniş ve çıkışlara uymak, proletaryanın temel çıkarlarını, tüm kapitalist düzenin temel çizgilerini ve tüm kapitalist gelişmeyi unutmak, bu temel çıkarları gerçek ya da sözde küçük kazançlar uğruna feda etmek – revizyonist politika bunlardan oluşur.”8

Sonuçta, işçi sınıfının siyasi öncüsünü tasfiye etmek için revizyonizme ve oportünizme ihtiyaç duyulur, korumak için de bunları püskürtmeye.

Kavram setinin içinde olan reformizme, en kolay anlaşılan kavram olduğu için değinmeyeceğiz, ancak liberalizmle ilgili kısa bir not düşüp girişi kapatabiliriz. Fark edildiği gibi yüz yıl öncesinde işçi sınıfının bağımsız siyasi hattını tehdit emekle birlikte feodal sınıfların hâlâ egemenliğini sürdüğü bir çağda liberal burjuvazinin görece devrimci bir yanı bulunuyordu. Ama bugün liberalizm; işçi sınıfı partisinin tasfiyesinde tekelci sermayenin revizyonizmi ve oportünizmi harmanlayarak bir bulamaç haline getirdiği derin gericiliğin başlıca aracı haline gelmiştir.

TASFİYECİLİĞİN SINIFSAL KÖKENLERİ

İşçi sınıfı partisi içinden tasfiyecilerin üremesiyle ilgili Lenin’in yorumları öncelikle partinin sınıfsal olarak homojen olmaması ile ilgilidir. “Çünkü her kapitalist ülkede proletaryanın yanında her zaman küçük-burjuvazinin, küçük mülk sahiplerinin büyük katmanları da vardır. Kapitalizm küçük üretimden çıkmıştır ve çıkmaktadır... Bu yeni küçük üreticiler de gene zorunlu olarak proletaryanın safları arasına atılır. Küçük-burjuva dünya görüşünün büyük işçi partilerinde durmadan yeniden ortam bulması çok doğaldır. Proleter devrimin hızlanma anlarına kadar bunun böyle olması zorunluluğu ve her zaman böyle olacağı çok doğaldır; çünkü bu devrimin gerçekleştirilebilir olması için halkın çoğunluğunun ‘tam’ proleterleşmesinin zorunlu olduğuna inanmak büyük bir yanlış olabilir.”9 Lenin’in çağına göre işçi sınıfı neredeyse dünyanın her yerinde toplumda tuttuğu yer itibariyle temel bir sınıf haline geldi, ancak Lenin’den sonra da, günümüzde işçi sınıfı partilerinin heterojenliği devam etti. Bu ek kuvvetler bilgi ve donanımları ile bir yandan partiyi güçlendiriyor, bir yandan da sermaye etkisinin, burjuva ideolojisinin partiye bulaşması için zaaflar yaratıyor.

Tasfiyeciliğin sınıfsal kökenlerinden bahsedince köylülükten bahsetmemek olmaz. Marx ve Engels Alman İdeolojisi’nde Ortaçağ’da bütün büyük ayaklanmaların kırdan başladığını ama köylülerin dağınıklığı yüzünden hep başarısızlığa mahkûm olduğunu yazarlar.10 Lenin ise “Tasfiyeciliğin sınıfsal anlamı” başlığında tekrar bu konuya dönmüştür: “Proletaryanın sınıfsal yeri, onun ayrıcalıkları ‘paylaşmasını’ ya da birilerinin bu ayrıcalıkları
yitirmesinden korku duymasını olanaksız hale getirmektedir. Bencillik ölçüsünde dar, zavallı ve yarım-akıllı reformculuğun proletaryaya oldukça yabancı olması da işte buradan geliyor. Köylü yığınlarına gelince, onlar bir yandan ölçü tanımazcasına ezilmişlerdir, ayrıcalıkların tadını çıkarmak yerine açlığın acısını çekmektedirler, öte yandan, hiç kuşku yok ki, küçük burjuvadırlar. İşte kaçınılmaz biçimde, liberallerle işçiler arasında yalpa yapar dururlar.”
11

Geçen yüzyılda Komintern üyesi olacak şekilde kendini oluşturmuş partilerin Çin ve Vietnam gibi ülkelerde büyük köylü yığınlarına öncülük ettiğine ve devrime taşıdığına tanıklık ettik. Ancak daha geçen yüzyılda özellikle Çin devriminin dünya komünist hareketinde nasıl bir sapmaya yol açtığı ve belirgin bir karşı-devrim olmaksızın nasıl kapitalist restorasyona geçiş yaptığı çok iyi biliniyor.12

Bugün hâlâ iktidarda olan bu partilerin kendilerini bir işçi sınıfı partisi olarak tasfiye ettiğini söyleyebiliriz.

SBKP tarihindeki iki sağ figürün, Buharin ve Hruşçov’un da köy kökenli olması birçok etkili faktörün yanında not edilmelidir. Eğer SBKP’ye Stalin’in değil de Buharin ve yandaşlarının görüşleri hakim olsaydı, daha NEP döneminden çıkmadan parti tasfiye olacaktı. Buharin 1923’te NEP’in yarattığı küçük kapitalistleri destekliyor ve milliyetçiliğe prim veriyordu.13 Hruşçov’un ise daha sonra gelen tasfiye ve karşı-devrim dalgasına tartışılmaz bir altyapı sunduğunu biliyoruz.14

TASFİYEDE BURJUVAZİNİN ETKİSİ

Eğer işçi sınıfının siyasi öncüsünün tasfiyesinin nedenini sadece tasfiyecilerin sınıfsal kökenleri ile sınırlı tutsaydık, bayağı yanlı ve eksik bir iş yapmış olurduk. Şimdi ele alacağımız mekanizma, parti üyelerinin sınıfsal heterojenliği bazı zaaflar yaratsa da bundan bağımsız olarak çalışır. Bu doğrudan doğruya burjuvazinin, başta işçi sınıfının devleti olmak üzere bütün egemenlik araçları ile can düşmanı olan işçi sınıfı partisini tasfiye etme girişimidir. Son derece bilinçli, kasıtlı bir eylemdir ve özellikle emperyalizm çağında uğursuz bir sanata döndüğü söylenebilir.15

Nadiren salt zor ve baskı araçlarıyla bir komünist partinin ortadan kaldırıldığı veya çalışamaz hale getirildiği olur; ama burada ele alacağımız konu fiziksel imhadan çok daha yaygın olarak rastlanan, burjuvazinin işçi sınıfı partisini içeriden fethetmesi ve düzen içine çekmesidir. İşçi sınıfı partisi sadece devrimci durumda değil, bütün süreç boyunca devrimden önce de sonra da yoğun bir sınıf savaşı içinde ilerler.

İŞÇİ SINIFINI DÜZENE BAĞLAMAK

Marx ve Engels’in İngiltere’de işçi aristokrasisi ile ilgili analizleri, burjuvazinin erken bir momentten itibaren işçi sınıfının kimi kesitlerini kendi tarafına çekmek için özendiriciler kullandığını gösterir. Emperyalizm döneminde ise bu eylem emperyalist ülkelerin siyasetinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. “...kapitalistlerin tekelden sağladıkları yüksek kârlar, onlara bazı işçi katmanlarını ve hatta bir süre için oldukça önemli bir işçi azınlığını satın almak ve ... bütün öteki ülkelerdeki burjuvazilere karşı ... söz konusu ulus burjuvazisinin davasına kazanma olanağını sağlıyor.”16 Lenin’in bu notu, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen arifesinde, Avrupa’daki sosyal demokrat işçi partilerinin nasıl milliyetçi bir tavır sergilediklerine ve sermaye ile uzlaşarak işçi sınıfı partisi olarak kendilerini tasfiye ettiklerine gönderme yapıyor.

Yine Lenin’in şu notu önemli ve Türkiye’de liberallerin işçi sınıfı partisine dönük operasyonlarını bize hatırlatıyor: “... en tehlikeli kimseler, emperyalizme karşı savaşımın oportünizme karşı savaşımla sıkı sıkıya birleştirilmedikçe boş ve aldatıcı bir söz olduğunu anlamak istemeyenlerdir.”17

Konu Türkiye’ye gelmişken Kemal Okuyan’ın kısa bir süre önce yazdığı önemli notu buraya almalıyız: “Ve bizim Türkiye’de en büyük sorunlarımızdan biri, bu kritik dönemde18 karşı-devrim cephesinde yer alanların bizim cephemize sızmalarını engelleyememizdir ... tamamen karşı-devrime hizmet eden geniş bir ‘gri’ alan ortaya çıktı. Bu alan hesaplaşmanın gerçek karakterini gizlediği gibi, zaten zayıf düşen devrim cephesinin üzerinde ciddi bir ideolojik baskı kurdu.”19

İşçi sınıfının siyasi öncüsünü tasfiye etmek isteyenler, bazen partinin dışından ideolojik bir baskı uygularlar, bazen bu kişiler partinin ittifak ilişkileri içinde yakın mesafeye yerleşme imkanı bulurlar, bazen de doğrudan partinin içindedirler.

BİR TASFİYECİLİK YOLU OLARAK PARLAMENTARİZM

Parlamento burjuvazinin uzun süredir tasfiye operasyonlarında kullandığı en önemli araç olarak görülmelidir. Eğer bir işçi sınıfı partisi kitlesel bir güce ulaşmış, bu gücü ulusal parlamentoya taşıyabilmiş ama bir türlü devrimci duruma ulaşılmıyor veya bundan umut kesilmişse, teslim alındığı arena genellikle parlamento olur.

“Alman-sosyal demokrasisinin, Kayzer hükümetinin savaş bütçesini onayladığı o uğursuz 4 Ağustos 1914 günü İkinci Enternasyonal, işçi sınıfının hizmetinde bir örgüt olarak son nefesini verdi.”20 Avrupa’daki sosyal demokrat veya sosyalist partilerin emperyalizmin müdahalesiyle tasfiye edilmiş ve burjuvalaşmış partiler olduğunu biliyoruz.

Belki o kadar uzağa gitmeye gerek yok, şanlı bir geçmişi olan Portekiz Komünist Partisi 90’lı yıllardan beri ulusal parlamentoda 15 civarı milletvekili ile temsil ediliyor, uzayan gericilik dönemi boyunca bir devrimci durumun doğmadığı Portekiz’de parlamentoda kilit parti haline geldi ve kısa sayılacak bir süre içinde uzlaşmacı eğilimler göstermeye başladı. Bugün dünya komünist hareketinde reformist kanadın başlıca partilerinden biri olarak biliniyor. Brezilya Komünist Partisi için de benzer bir süreç işledi. Maocu bir kökene yaslanan ve uzun süre gerilla mücadelesi veren bu parti yasallaştıktan sonra hatırı sayılır bir seçmen tabanıyla 30 yıldır parlamentoda temsil ediliyor ve bir sermaye partisi olan İşçi Partisi ile ittifak ilişkisi kuruyor.

Tersinden bir örnek ise Yunanistan Komünist Partisi (YKP). Uzun süredir parlamentoda temsil edilmesine rağmen, reformist bir eğilim göstermeyen ve dünya komünist hareketinin devrimci kanadının büyük ölçüde liderliğini sürdüren YKP’ye neden tasfiyeciliğin işlemediğini sormalıyız. YKP’nin devrimci deneyimleri, işçi sınıfıyla kurduğu dinamik ilişki ve Yunanistan’ın bir zayıf halka adayı olması bu durumu kısmen açıklıyor. Ancak başka bir nedeni daha var, YKP kendi yakın tarihinde iki kez uluslararası tasfiyeci dalgayla karşılaştı ve parti önderliği bu iki dalgayı da yenecek bir irade ve yetenek gösterdi. İlk dalga, 1968’de Avrupa komünisti ve Sovyetik olmak üzere partiyi ikiye böldü. Ortaya “iç” ve “dış” ekleriyle anılan iki KP çıktı! İkincisi ise 1986-1993 arasında Sovyetler Birliği’nin çözülüşüne denk geldi. Bugün Syriza’nın da kökünü oluşturan tasfiye edici bir seçim ittifakına dahil olan YKP, bu saldırıyı püskürterek ittifaktan ayrılırken geride siyasi bürosunun yarısını bırakmıştır.21 Bu iki badirenin acı deneyimine sahip YKP’nin parlamento pratiğine rağmen devrimciliğini korumasının nedenini anlayabiliyoruz.

ULUSLARARASI TASFİYE DALGALARI

Emperyalizm döneminde burjuvazinin şu veya bu şekilde uluslararası düzeyde örgütlediği tasfiye edici dalgalar birçok ülkede işçi sınıfı partilerini eş zamanlı olarak etkiledi. Bunların içinde İkinci Dünya Savaşı’nda SSCB’ye savaş açılması gibi fiziki saldırıları değil, ideolojik ve siyasi araçlarla yapılanları kısaca hatırlayacağız.

Birinci Dünya Savaşı’ndan önce devrimci özelliklerini yitirmiş partilere son noktayı koyan milliyetçi dalgaya yukarıda değinmiş olduk.

İkinci Dünya Savaşı’ndan önce faşizme karşı halk cephesi politikalarının yarattığı burjuvazinin değişik kesimleri ile uzlaşma dalgasından da bahsedilebilir.22

1968’de eşitliği dışlayarak gelen özgürlükçü liberal dalganın komünist partilerin tasfiyesinde önemli bir rolü oldu. Çekoslovakya’da karşı devrim girişimi, Fransız, İtalyan ve İspanya Komünist Partilerinde tasfiyecilerin yönetime gelmesi ve bu tarihi partilerin Avrupa komünizmini keşfederek burjuvalaşması bu dalgayla gerçekleşti. Halen Avrupa Sol Partisi’nin çekirdeğini bu tasfiyeciler oluşturuyor. 68 dalgasına 1956’da SBKP’nin 20. Kongresi’nin bir zemin sağladığını daha önce söylemiştik. Hruşçov’un esas çelişkinin tekellerle geri kalan sınıf ve tabakalar arasında olduğunu ilan etmesi Avrupa komünizmine ve sınıf uzlaşmacılığına kapı aralamıştı.23

1989-1991 arasında tarihin en büyük tasfiye dalgası geldi ve artçı sarsıntıları ile neredeyse yıkılmadık yer bırakmadı. SBKP ile birlikte sosyalist ülkelerin çoğunda komünist partiler çözüldüler. Komintern kökenli TKP gibi birçok parti bu durumdan olumsuz olarak etkilendi. Garbaçovculuk görülmedik bir hain yetiştirme furyasına dönüştü.

2000’li yıllarda Putin Rusyası ve kapitalist bir dev olarak beliren Çin’in etkisi yeni bir tasfiye dalgası olarak kendini gösterdi ve göstermeye devam ediyor. Rusya’da kökeni SBKP’ye dayanan Rusya Federasyonu Komünist Partisi için Rus milliyetçiliği işçi sınıfının bağımsız bir siyasi hat yakalamasını imkansız kılıyor. Çoktan kendini tasfiye etmiş olduğunu kabul edebileceğimiz Çin Komünist Partisi ve karşı devrimin pekiştiricisi Putin’den ilericilik bekleyen bazı partiler devrimcileşemeden tasfiye tezgahına takılıyorlar. Dünyanın yaşadığı ağır kriz koşullarında devrimini aramak yerine emperyalist hegemonya krizinde bir tarafın sermaye sınıfıyla birlikte davranmak, büyük bir sapkınlığa neden
oluyor.

ABD’den başlayan 2008 krizi ise sadece mali bir krize değil, dünya kapitalist sisteminin bütün yönleriyle derin bir bunalımına işaret ediyordu. Bu krize karşı tekelci burjuvazinin ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir liberal dalga dünyayı kapladı. Podemos, Syriza, Avrupa Sol Partisi, İngiltere ve ABD’de kendine sosyalist diyen sosyal demokrat liderler bu dalganın öne çıkan unsurlarıydı.24 Bu dalga daha önce bahsettiğimiz Portekiz Komünist Partisi ve Belçika Emek Partisi’ndeki tasfiye sürecini hızlandırdı. Muhakkak Türkiye’ye de taşınan liberal etkileri oldu. Haziran
Direnişi’ndeki bazı çevrelerin örgüt düşmanlığı ve liberal girdilerinin 2008 sonrası gelişen tasfiye dalgasıyla ilişkisiz olduğunu düşünmek imkansız. Türkiye’deki tasfiyecilerin Podemos ve Syriza gibi toplumsal hareketlerden ve yeni sosyal demokrasiden heyecanlandıklarını ve motivasyonlarının bir kısmını burada bulduklarını biliyoruz.

Ayrıca tekil ülkelerdeki devrimci dalgaların geri çekilişi esnasında da bir tasfiye dinamiğinin yükseldiğini söyleyelim. Nasıl 1905 Devrimi’nin yenilgisinden sonra Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nde tasfiyecilik başladıysa, Türkiye’de de 2013 Haziran Direnişi’nin geri çekilmesinin bazı kolaycı ve pragmatik yolları kışkırtarak bir tasfiye dinamiğine neden olduğu söylenebilir.

TASFİYECİ TAKTİKLER

a) “Uyuyan hücreler”

Parti içinde bazı sağ unsurlar kendilerini uyuyan bir hücre gibi saklayarak bir boşluk beklerler. Partinin uzun mücadele yıllarında mücadele hızının aynı olması veya hiç hata yapılmaması mümkün değildir. Bir yavaşlama veya iç sorun esnasında aktifleşirler.

1978’de Mao sonrası boşluktan yararlanan ve “birlik ve istikrar” söylemini kullanan Deng Xiaoping kendi hizbiyle iktidara gelmiş ve sosyalizme bağlı gözükmesine karşı “Piyasa sosyalizmi” adı altında kapitalist dönüşüme adım atılmasını sağlamıştı.25

Bir sanayi ülkesi olan Çekoslovakya’da ise merkezi planlamanın 1960’larda bazı sorunlar üretmesi uyuyan hücrelere aradıkları fırsatı vermişti. “1948 yılında Çekoslovak Sosyalist Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana bir tür uykuda olan sosyalizm karşıtı ve küçük burjuva unsurlarla CIA ve Batı Almanya ajanları temasa geçmiş, yıkıcı ideolojik bir kampanya başlatılmıştı.”26

Garbaçov ve kendisiyle birlikte davranan ve yolda dallanıp budaklanan hizbi de uyuyan bir hücreydi. 1968’de SSCB’nin Çekoslovakya’ya müdahalesine neden olan karşı devrimin liderlerinden Dubçek’in reformist düşüncelerini o yıllarda paylaştığı bilinmektedir.27 “Bugün Garbaçov’un, henüz genel sekreter olmadan önce özellikle Edvard Şvardnadze ve Aleksandr Yakovlev ile bir araya gelerek, Sovyet düzeninin bertaraf edilmesini konu alan görüşmeler yaptığını biliyoruz.”28

b) Tasfiyeciler her zaman daha “ilerici” ve solcu olduklarını iddia ederler

Çekoslovakya’da tasfiyeciler hiçbir zaman sosyalizm düşmanı olduklarını itiraf etmemişler, gerçek niyetlerini “sosyalizmin derinleştirilmesi” veya “Marksizmin yaratıcı bir şekilde geliştirilmesi” gibi taleplerin arkasına saklamışlardır.29 Hele şu çok ibret vericidir: Marksist-Leninist ilkeleri savunanlar muhafazakâr olarak yaftalanmış, “Yeni bir siyasi hattın ancak yeni insanlar tarafından takip edilebileceği” sloganı ileri sürülmüştür.30

Tarihin gördüğü en büyük ihaneti örtmek ve ilerletmek için icat edilen Perestroyka süreci bu “solda” olma meselesine çok sayıda örnek sunmuştur. Ekim Devrimi’nin 70. yılında Garbaçov şöyle sesleniyordu: “Perestroyka’nın özü, toplumun demokratikleştirilmesidir ve bunun gelişmesi Perestroyka’nın kendisine ve –abartmaksızın denilebilir ki- genel olarak sosyalizmin geleceğine bağlıdır.”31

Tasfiye süreci son noktaya geldiğinde karşı-devrimcilerden bir cephe kuran Yeltsin şöyle diyordu: “Ortak amacımız demokratik bir Sovyetler Birliği.”32

Sonuç olarak “Yeltsin, 6 Kasım 1991’de SBKP’nin ve RFKP’nin (Rusya Federasyonu Komünist Partisi) Rus toprakları üzerinde faaliyet göstermelerini yasakladı ve bu iki partinin dağıtılması talimatını verdi.”33

ŞEYTANLAŞTIRMA VE PARTİYİ İTİBARSIZLAŞTIRMA

Tasfiyecilerin en önemli taktiklerinden biri partinin devrimin çıkarlarına en fazla odaklanmasını sağlamış kişileri şeytanlaştırması ve itibarlarını yalanlarla zedelemeye çalışmalarıdır. Bu, partililerin en çok onur duydukları tarihsel dönemleri ve dolayısıyla partiyi itibarsızlaştırmak için de kullanılır. Yaratılan moral çöküşte tasfiyecilerin parti kurullarını ele geçirmeleri çok daha kolay olur.

Hedef seçilen kişilerin başında hep Stalin gelmiştir. “Stalin karşıtı kampanyaların şimdiye kadar hiç masum sınırlarda kalmadığını, hep işçi hareketine karşı kapsamlı saldırıların parçası olduğunu gördük.”34 Garbaçov alçağı Ekim Devrimi’nin 70. yılında şöyle diyor: “1950’lerin ortasında, özellikle Komünist Parti 20. Kongresi’nden sonra, bir değişme rüzgarı ülkede esti, halkın maneviyatı yükseldi, yüreklendiler, daha açık ve atılgan oldular. Nikita Kruşçev’in önderliğinde, parti ve onun yönetiminin, kişi yüceltilmesi ve sonuçlarını eleştirmesi ve sosyalist hukuku yeniden kurması, az cesaret işi değildi.”35

SONUÇ YERİNE...

Görüldüğü gibi tarihimiz şanlı zaferler kadar, alçaklıklar ve ihanetlerle de dolu. Tasfiyecilerin erken tanınabilmesi, parti kadrolarının bu konuda uyanık olması için tarihimizin bu yönünün ayrıntılı bir şekilde bilinmesi gerekiyor.

TKP’nin 2014 yılında yaşadıkları36 dünya işçi sınıfının siyasi tarihinden çıkartılabilecek genellemelerin ışığında yeniden değerlendirilmelidir. Şunu ise hemen söyleyebiliriz: İşçi sınıfının tarihsel siyasi hedefleri ile örgütlenişi arasında kopmaz bir bağ bulunur. Hiçbir tasfiye girişimi örgütsel olana indirgenemez, son derece siyasi bir olaydır. İşçi sınıfının siyasi hedeflerini tasfiye etmeden örgütünü tasfiye edemezsiniz.

  • 1. İng. Liquidators, Alm: Liquidatoren
  • 2. Aşukin vd., Politika Sözlüğü, Çeviri. Mazlum Beyhan, Sosyal Yayınları, 1979, say.149.
  • 3. Bensoussan G. ve Labica G., Marksizm Sözlüğü, Çev: V. Yalçıntoklu, Yordam Yayınları, 2016, say. 940-41.
  • 4. Lenin V. İ., Tasfiyecilik Üzerine, Çev: Y. Fincancı, Sol Yayınları, İkinci Baskı, 1993, say. 314.
  • 5. Engels F., “Erfurt Programı Üzerine”, Karl Marx-F. Engels, Gotha Programı’nın Eleştirisi içinde, Çeviri: İ.Yarkın, M. A. İnci, İnter Yayınları, 1999, sayfa: 95-96.
  • 6. Ali Yalçın M ve Tokatlı A., Sosyalist Kültür Ansiklopedisi, 4. Cilt, May Yayınları, 1979, say. 1713.
  • 7. Bensoussan G ve Labica G., age, say. 701.
  • 8. Lenin V. İ., “Marksizm ve Revizyonizm”, Marx, Engels, Lenin, İşçi Sınıfı Partisi Üzerine, Çeviri; A. Gelen, Sol Yayınları, İkinci Baskı, 1993, say. 251. Konunun güncel veriler üzerinden tartışılmasını izlemek için: Alpan A. S., “Krize kenar notları ya da komünist parti nedir, ne değildir?” Gelenek, 125, s.20-31, 2014.
  • 9. Lenin V. İ., “Marksizm ve Revizyonizm”, Marx, Engels, Lenin, İşçi Sınıfı Partisi üzerine içinde, Çeviri; A. Gelen, Sol Yayınları, İkinci Baskı, 1993, say. 252.
  • 10. Marx K. Ve Engels F., Alman İdeolojisi, Çev: S. Belli, Sol Yayınları, 4. baskı, 1999, say. 84.
  • 11. Lenin V. İ., Tasfiyecilik Üzerine, Çev: Y. Fincancı, Sol Yayınları, İkinci Baskı, 1993, say. 259-60.
  • 12. Gelenek’in ilk sayılarında Çin Devrimi ve köylülüğün etkisine ilişkin önemli bir yazı bulunuyor, ilgilisi bulup okuyabilir: Denizci S., “Mao neyi aydınlatıyor?”, Gelenek, 20:55-70, 1988.
  • 13. Daha ayrıntılı bilgi için: Keeran R ve Kenny T., İhanete Uğrayan Sosyalizm, Çev: M. Akad, Yazılama, 2009, say:37-40.
  • 14. Okuyan K. (Cemal Hekimoğlu); Stalin’i Anlamak..., Gelenek, Birinci Baskı, 1998, say. 12.
  • 15. Daha ayrıntılı bilgi için: Nalçacı E., “Günümüz Reformizminin Kökenleri”, Gelenek, 127:51-56, 2015.
  • 16. Lenin V. İ., Kapitalizmin Son Aşaması, Emperyalizm, Çev: K. Somer, Bilim ve Sosyalizm Yayınları, 1997, say. 130.
  • 17. Lenin V. İ., a.g.e., 1997, say. 131.
  • 18. 1980-90’lardaki karşı-devrimci dalgaya gönderme yapıyor.
  • 19. Okuyan K., “Devrim cephesi kendisini kurtarmak zorunda”, Boyun Eğme, 47:10-11, 2016.
  • 20. Foser W. Z., Üç Enternasyonalin Tarihi, Çev: C. Saday, Yazılama, 2011, say. 225.
  • 21. Alpan A. S., “Syriza Nedir?” Sol Haber Portalı,http://haber.sol.org.tr/dunyadan/syriza-nedir-haberi-55068
  • 22. Daha fazla bilgi için:Nalçacı E., “Komünist Siyaset ve Cepheler”, Gelenek, 126:23-36, 2015.
  • 23. Okuyan K., Sovyetler Birliği’nin Çözülüşü Üzerine Anti-tezler, Nazım Kitaplığı, 2005, say. 132.
  • 24. Daha fazla bilgi için: Karaman E., “Stratejide reformizm çıkmazı: Avrupa’da devrim mi oluyor?”, Gelenek, 126, s.92-111, 2015.
  • 25. Hart-Landsberg ve Burkett P., Küresel çatışmanın yeni aktörü, Çin ve Sosyalizm, Çev:E. Balıkçı, Kalkedon, 2006, s. 49.
  • 26. Trory E., Çekoslovakya 1918-1978, Çev. O. Eratalay, Yazılama, 2016, s. 33.
  • 27. Keeran R ve Kenny T., İhanete Uğrayan Sosyalizm, Çev: M. Akad, Yazılama, 2009, s. 116
  • 28. Okuyan K., Sovyetler Birliği’nin Çözülüşü Üzerine Anti-tezler, Nazım Kitaplığı, 2005, s. 73.
  • 29. Trory E., a.g.e., 2016, s. 33.
  • 30. Trory E., a.g.e., 2016, s. 41-42.
  • 31. Gorbaçov M., Ekim ve Perestroyka, Devrim Sürüyor, Bilim ve Sanat Yayınları,1988, say. 47.
  • 32. Çözer K., “Yeltsin: Karşı-devrimin demokrat yüzü”, Gelenek, 29, say. 55-59, 1990.
  • 33. Keeran R ve Kenny T., a.g.e., 2009, say. 252.
  • 34. Okuyan K. (Cemal Hekimoğlu); Stalin’i Anlamak..., Gelenek, Birinci Baskı, 1998, say. 9.
  • 35. Gorbaçov M., a.g.e., 1988, say. 40-41.
  • 36. TKP’deki kriz ve ayrışmanın sonrasında K. Okuyan ve A. S. Alpan tarafından yazılan ve her ikisi de Gelenek’in 125. sayısında yer alan şu iki yazının bu yazıyla birlikte tekrar okunmasında çok yarar var: Okuyan K., “Tartışılan parti değil, ‘komünist parti’dir”, Gelenek, 125, 7-19, 2014, Alpan A. S., “Krize kenar notları ya da komünist parti nedir, ne değildir?”, Gelenek, 125, 20-31, 2014.