Gelenek’in 40. yılını kutluyoruz. Yıldönümlerinin kendi başına anlamı yoktur. Önemli olan, atlatılan yıllara nelerin sığdırıldığı ve adım atılan yeni yıllara hangi birikimin hangi cüretle devredildiğidir. 1992 yılında 40. sayısını çıkardığımızda “Gelenek‘in 40. kitabının elinize ulaştığı günlerde uzun süredir savunduğumuz ve mücadelesini verdiğimiz “parti”nin eşiğine gelmiş olacağız” demiştik. Bugün, devrimi arayan o Parti’nin Gelenek’ini kutluyoruz. Gelenek...
Anıl Çınar Türkiye’nin Orta Doğu stratejisinde 2024 yılıyla birlikte önemli bir değişim gerçekleşti. Türkiye’nin Orta Doğu’ya yaklaşımı ilk kez değişmiyordu. En başta “Irak sorunu” 1990’ları ve 2000’lerin başını belirleyen temel gündemdi: Türkiye burjuvazisinin ve devletin kâr/zarar hesabı bu soruna verilen yanıtları belirlerken, “Kürt sorunu” da tam anlamıyla bölgesel bir nitelik kazanmıştı. Bu, Türkiye’nin yönetici sınıfının...
Serap Emir Emperyalist sistemin büyük bir kriz içinde olduğu, bir süredir çok farklı çevrelerde tartışılıyor. Düzen siyasetçileri tarafından çeşitli toplantılarda yapılan kimi açıklamalar dahi, krizin yoğunluğunu ve yakıcılığını kanıtlar nitelikte. ABD’nin Vietnam savaşında aldığı ağır yenilgiden sonra “vekil güçler” aracılığıyla müdahaleyi seçtiği dış politikası, “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap”ma (Make America Great Again) vaadiyle seçilen Trump’ın...
Endam Köybaşı Toplumsal gerçeklik, sınıflı toplum yapısında egemen sınıfların tahakkümünü doğallaştıran ideolojik formasyonlar aracılığıyla kurulur. İdeoloji bu yönüyle sadece gerçekliği gizleyen bir yanılsama değil; aksine gerçekliğin kendisinin ancak içinde inşa edilebildiği ve öznelerin kendilerini tanımladığı zorunlu bir maddi uzamdır. Üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduran sınıf, yalnızca nesnelerin üretimini değil, o nesnelerle kurulan ilişkinin anlamını ve...
Aydemir Güler AKP’nin iktidara gelişini uzun karşıdevrim sürecinin final atağı olarak görebiliriz. Bu noktada 2002 özel bir karşıdevrim momenti sayılır. Kuşkusuz AKP’nin tamamladığı karşıdevrim uzun bir zamana yayılmıştır. Yani arkasında başka momentler var. 12 Eylül 1980 var, 12 Mart 1971 var, sağ hükümetler var, İkinci Dünya Savaşı’na eşlik eden gericilik var; öyle ki onlar olmaksızın...
Erhan Nalçacı Giriş Yeni Osmanlıcılığın alternatifinin olup olmadığını bu yazıda tartışacağız ve konuyla ilgili temel yöntem sorunlarını irdeleyeceğiz. Ancak öncelikle şunu belirtelim, Sovyetler Birliği’nin bir karşı devrimle çözülüşü ile Yeni Osmanlıcılık arasında yakın bir ilişki bulunuyor. Eğer Sovyetler Birliği Komünist Partisi örgütlülüğünü ve devrimci uyanıklığını koruyabilseydi, hem dünyanın birçok yerinde kapitalist olsalar bile ulusal devletler...
Murat Akad Yeni Osmanlıcılık, AKP’nin iktidarının genel yönelimini tanımlamak için en uygun kavramdır. Gerek yurtiçinde gerek yurtdışında yürütülen Yeni Osmanlıcı politikanın temel özellikleri piyasacı, gerici ve emperyalizm yanlısı olmasıdır. AKP sıradan bir iktidar partisi değil. Neredeyse 25 yıldır aralıksız iktidarda olmanın da ötesinde, yeni bir rejim inşa etme yolunda oldukça ilerlemiş bir parti. Bu nedenle...
Eren Korkmaz Avrupa’da sağ popülizm, “yeni sağ”, faşist ve ırkçı hareketlerin yükselişi ile ilgili olarak özellikle 2000’li yılların başlarından bu yana değerlendirmeler yapılıyor. Bu açıdan yeni bir olgudan öte güncel şartlarda bu hareketlerin dönüşümüne odaklanmakta fayda var. 20 yıl öncesine kadar marjinal ve lümpen olarak görülen bu hareketler bugün ana akım içinde güçlü köklerle yerleşmiş...
Orhan Gökdemir Türkiye’nin, 1923’ten sonra, bir yeni devrimci cumhuriyet yolunu denemek için iki şans yakaladığını ama ilkini 1971’de, ikincisini 1980’de kaybettiğini söyleyebilir miyiz? Mümkündür. 1961’i takip eden iki on yılda, solda, bütün hareketler cumhuriyetçidir. Türkiye’de cumhuriyetçiliğin sol işlerimiz arasında sayıldığı bir dönem var. Cumhuriyetçi denemeler ise bu yazının konusudur. Cumhuriyeti ararken sola bakmamızın nedeni açık....
Alper Birdal 20. yüzyılın ilk yarısında sosyalist planlamaya ilişkin teorik ve akademik tartışmaların odağında ünlü “sosyalist hesaplama” argümanı duruyordu. Sosyalist planlamanın “olanaksızlığını” vaaz eden bu tartışma Avusturya Okulu’nun kurucularından Ludwig von Mises tarafından 1920’de başlatıldı. Mises özetle, üretim araçlarının özel mülkiyeti olmaksızın bir sermaye malları piyasası oluşamayacağını, dolayısıyla göreli kıtlığı yansıtan fiyatların da bulunmayacağını; bunun...