Burjuva devrim sürecine ve bu sürecin ürünlerine kolaycı yaklaşımları sevmeyiz. Kolaycılıkla işin içinden çıkılamıyor çünkü… Türkiye’nin kapitalistleşme süreci, işin sahibi burjuvazinin bile devrim diye adlandırmaktan kaçınmaya çalıştığı ölçüde ağır aksak yaşanmış, burjuva aydınlanma süreçleri pek yüzeysel geçmiştir. Buna karşılık bugün geleceğe uzanmak isteyenlerin bu tarihi miras olarak sahiplenmemeleri olacak şey değildir. Dahası eksikli ve tartışmalı...
“Türkiye’nin Düzeni” (1968) 1960’lı yılların en önemli çalışmalarından biridir. Çalışmanın önemi, siyasal konumu ve bağlanması net bir yazarın (Doğan Avcıoğlu), en titiz akademisyenlerin bile dudak bükemeyecekleri bir bilgi ve belge zenginliğini okura sunmasından kaynaklanır. Okurun, bu bilgi ve belge zenginliğinden “stratejik ipuçları” çıkarması hiç de güç değildir. “Türkiye Üzerine Tezler” (1978) ise 70’li yılların en...
Türkiye nerededir? Türkiye’nin geleceği nerede aranmalıdır? Liberal ve ulusalcı taşmalar solu bu sorular karşısında kötürümleştirmişe benziyor. Doğu/batı denkleminde kaybolmaktır bu. Çok değil, bundan 6-7 yıl öncesinde ABD buralarda tozu dumana henüz katmadığı sıralarda, “Bunlar Irak gibi olalım isterler”i liberal ağızlardan çok duyardık. Irak, Irak olmaktan çıktığı oranda bir referans olmaktan uzaklaştı elbette, ama liberalizmin sol...
Gelenek’in ilk okuduğum sayısının konusu “ulusal sorun”du. Bugün Gelenek’in ulusal sorun tezleri üzerine yazarken bu geleneği yoktan var eden yoldaşlarıma yalnız kendi adıma değil, bu ülkenin aydınlık geleceği adına teşekkürü bir borç bilirim. “Bazen de bağımsız devletlerin doğuşu emperyalizmin güçlenmesi anlamına gelir.” Lenin, Buharin tarafından kaleme alınan Geçiş Dönemi Ekonomisi kitabının kenarına iliştirdiği ve sonra...
Türkiye’nin iç ve dış dinamikleri arasındaki denge sorunu “bizim” için hem bir analiz konusudur, hem de moral bir anlam taşır. Türkiye’nin ayakları hep titrek olmuş ve öylece kalmaya mahkum mudur? Yoksa Türkiye’nin kumaşı sağlam mıdır? Bu topraklarda Türkiye’nin selefi toplumlar ayağa kalkmalarını uluslararası konjonktüre, dış faktörlere mi borçlu olmuşlar ve yine bu rüzgarların tersine dönmesiyle...
İşçiler, emekçiler, köylüler, aydınlar tarafından tartışılması, geliştirilmesi ve gerici, işbirlikçi, piyasacı, patron güdümlü anayasa girişimlerine karşı bir seçenek haline getirilmesi için Türkiye Komünist Partisi tarafından hazırlanmıştır. TOPLUMCU BİR ANAYASA İÇİN… SUNUM Türkiye, 12 Eylül faşizmi tarafından dayatılan ve emperyalizme bağımlılık, teslimiyet, eşitsizlik, adaletsizlik, yoksulluk, çürüme ve cehalet kaynağı durumundaki sömürü düzenini 25 yıldır korumaktan başka...
Ülkemiz hiçbir hukuki sınırlama olmaksızın faaliyet gösterip insan öldüren, sağa sola bomba atan, hiç kimseye hesap vermeyen ve devlet çatısı altında varlığını sürdüren kontrgerilla çetelerine teslim olmuştur. Ülkemiz devlet tarafından kollanan, desteklenen ve ilericilere, hakkını arayan işçilere, ülkesini seven aydınlara karşı cinayet şebekeleri olarak işlev gören faşist çetelere teslim olmuştur. Ülkemiz vatanı kurtarma bahanesiyle uyuşturucu...
TKP Siyasi Komitesi Dink’in ölümünü izleyen dakikalarda aşağıdaki açıklamayı yapmıştı: Milliyetçilerle emperyalistlerin ortak komplosu Dink Cinayeti Hedefi 12’den Vurmuştur Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesi son derece üzücüdür ama hiç şaşırtıcı değildir. Türkiye emperyalistler ve milliyetçi/faşist odakların ortak çabasıyla son derece kırılgan bir duruma getirilmiştir. Her kurumu her köşesi emperyalist projelere açılan, liberal...
“…Savaştıklarımdan nefret etmiyorum Savunduklarımı sevmiyorum…” Yeats Anlam ve değer yaratılmasının tarihsel kökenlerini eşeleyerek mitolojik öykülerdeki izleri ortaya çıkarmak ve sonrasında da bunların insani değerlerdeki kalıntılarını bulmak ve bunlar üzerinden tahliller yapmak daha çok antropologların işi olsa gerek. Tabii ki bu alanda yapılan tespitler ve dayanakların serimlenmesi önemli; ama biz “ölüm” gibi bir fenomen üzerinden yapılan...
Bizler 74 kuşağı çocuklarıyız, arkadaşlarımızın ismi Barış, Savaş ve Ecevit oldu. “Bir başkadır benim memleketim” şarkısına “Kıbrıs Türktür Türk kalacak” sesleri karıştı, o yıllarda kurtarıcı hep “anavatanımız” oldu. 1983’te KKTC ilan edildiğinde ise bir devletimiz olduğu için sevinmiştik. Cumhuriyet halkların egemenliği demekti. Rodos’un tepeleri kanıksanmış bir şekilde uzaktaydı hep, ulaşılmaz… Ve Kıbrıs Türkü’nün sesi Bayrak...