9 Temmuz 2006 tarihinde İstanbul’da toplanan Yurtseverler Kurultayı’nın ardından yapılan açıklamayı okurlarımızla paylaşıyoruz… Emperyalizme Karşı Yurtsever Cephe’nin çağrısıyla toplanan Yurtseverler Kurultayı’nda bir araya gelen işçiler, emekçiler, aydınlar, her yaş ve meslekten emperyalizm karşıtları, a) Emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı emekçi sınıfların ortak mücadelesinin ertelenemeyeceğini, bu mücadelenin ilkeli, kararlı ve cesur bir biçimde geniş toplumsal kesimlere mal...
Yazın ortasında, kurultay toplanır mı? Yazın ortasında, bir buçuk aylık bir eylem başlatılır mı? Olağan bir dönemden geçiyor olsaydık, 9 Temmuz 2006 tarihinde toplanan Yurtseverler Kurultayı ile 1 Eylül’de Dolmabahçe’de sona erdirilmek üzere 15 Temmuz’da İncirlik’te başlatılan “ABD DEFOL Bu Memleket Bizim Yürüyüşü”, gereksiz iradi zorlama girişimleri olarak görülebilirdi. Ama beklemeye tahammülümüz yok. Yurtseverler Kurultayı’nın...
Bu satırlar yazılırken Türkiye bir kez daha Kürt sorunuyla ilgili bir “cinnet”e sürükleniyordu. Henüz sokak gösterileri, linç girişimleri patlak vermiş değil. Ortada ürünleri boykot edilecek Batılı ülke de yok. Bu tür momentleri anlatmak için tercih ettiğim ve önerdiğim sözcük kesinlikle cinnet değil. Hem içinde bulunduğumuz zamanların siyaset dışı açıklama arayışlarının sık başvurduğu psikoloji alanına girmekten...
Amacı polemik olmayan dergi yazılarına sola ilişkin eleştirilerle başlamak okurlara sevimsiz gelebilir. Bu yazı, Türkiye’nin mevcut durumu ve uluslararası konumlanışından hareketle “anti-emperyalist mücadele” ve “yurtsever cephe” kavramları üzerinden yürüyen kimi tartışmalara katkıda bulunma amacını taşıyor. Denecektir ki, “böyle bir yazıya sola yönelik eleştirilerle başlamak zorunlu mu?” Kanımca zorunlu. Üstelik, “ne yazık ki zorunlu” da demiyorum;...
Şubat 2005’te TKP Merkez Komitesi’nin yayınladığı çağrının ardından oluşmaya başlayan Emperyalizme Karşı Yurtsever Cephe’nin pratiğine ve siyasi anlamına dair çeşitli yayınlarda yeterince yazıldı. Yazılmaya da devam edecek kuşkusuz. Mesafe kat edildiği ölçüde pratiğin yönlendirilme gereksinimi, sorunları ve dersleri değişim gösterecek. Siyaset üretimi bununla yarışacak. Örneğin 9 Temmuz 2006 tarihinde toplanacak olan Yurtseverler Kurultayı bu tür...
Bu satırların yazıldığı sırada, “piyasalardaki dalgalanmalar”ın ciddi bir krize evrilip evrilmeyeceği kesinlik kazanmamıştı. Ama yıllar öncesinde kesinleşmiş olan bazı şeyler var. Birincisi, 1989’dan bu yana, Türkiye hep aynı kısır döngünün içinde. İkincisi, bu kısır döngünün görece kısa aralıklarla ciddi krizlere yol açmaması mümkün değil. Üçüncüsü, döngünün kısır olması “yapısal” bazı değişimlere yol açmadığı anlamına gelmiyor;...
“Çürüme”, uzunca bir süredir, sağcısıyla solcusuyla, her meşrepten yazarın ve siyasetçinin, hatta neredeyse orada burada “memleket meseleleri”ni konuşmaya meraklı yurttaşların bol bol kullandığı bir sözcük oldu. Üstelik, insanlık kalmadı, ahlak çöktü, bu memleket adam olmaz türünden her yana çekilebilir konuşmaların konusu olmanın ötesinde, bizim burada doğrusu budur diye öne çıkaracağımız anlamına çok da uzak sayılmayacak...
Her yıl düzenlenen Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı’nın 2005 ayağı 18-20 Kasım tarihleri arasında “Kapitalist sistemin güncel eğilimleri: Sosyal, iktisadi ve siyasi sonuçlar. Komünistlerin alternatifi” başlığıyla Atina’da düzenlendi. Bu toplantıya Türkiye Komünist Partisi’ni temsilen katılan Genel Sekreter Kemal Okuyan’ın konuşmasının çevirisini okurlarımızla paylaşıyoruz. Sevgili Yoldaşlar, Bir komünist partisi olarak, hakiki bir enternasyonalist partiye, sadece...
Marksizm açısından verimli ve hızlı bir zaman diliminde bulunduğumuzu herhalde söyleyemeyiz. Kaçınılmaz biçimde sosyalist hareketin gerilediği ve buna paralel olarak burjuva ideolojisinin bilimsel düşünce üzerinde ağır baskı kurduğu bir dönemde hayatın marksizm için farklı olmasını beklemek gerçekçi değildir. Kuşkusuz marksizmin anlamlı bir canlılık sergilemesi için ille de siyasetin yönünün ezilenlerden, emekçilerden yana dönmesi gerekmez. Sınıflar...
Milliyetçilik bağlamlı tartışmaların önde gelen referans isimlerinden birisi olan Gellner, Milliyetçiliğe Bakmak adlı eserini “ne sınıflar ne de uluslar tarihin daimi malzemeleridir (…) bu iki mite daha fazla ihtiyacımız yok” diye bitiriyor. Evet, marksistler için de bu iki olgu, yani sınıf ve ulus daimi değildir. Ancak, yine marksistler için sınıf ve ulus sadece “tarihin malzemeleri”...


