Giriş yerine Bir süreci kavramak, giderek sürece müdahil olmak için sürecin adını doğru koymak gerekiyor. Bu yönde bir değerlendirme için ise elimizde iki yöntem bulunuyor; adlandırma çabası bu ikisinin bileşkesinden oluşuyor: Sürecin temel özelliklerini ortaya koymak ve sürecin sonuçlarını değerlendirmek. Ad koyma işlemi, geriye dönük ve tamamlanmış bir sürece dönük yapıldığında o sürecin sonuçlarını da...
“Mesela 2000’inci yılda; Türk Milli Kurtuluş Hareketinin fikir yapısını ve mahiyetini değerlendirmek isteyecek araştırıcılar, herhalde, derin görüş ayrılıkları içinde kalacaklardır. O kadar ki bu araştırıcılar, Türkiye bir inkılap hareketi yaşadı mı, yoksa olup bitenler, gelip geçenler, mücahit bir önderin müdahaleleri ile, onun mizacına ve günün icaplarına göre gelişen olağan işler midir diye, kararsızlık içinde bocalayabilecektir…” ...
Türkiye’nin içinden geçtiği siyasal süreci değerlendirmek herkes açısından fazlasıyla önemli. En gelişkin örgütlenme biçimi olarak tanımlayabileceğimiz siyasal partilerden, belki şimdiye kadar siyasetle hiç ilgilenmemiş “sokaktaki insan”a kadar hemen herkes ülkenin gidişatına dair doğru ya da yanlış akıl yürütmeye ve geleceği (belki de kendi geleceğini) görmeye çalışıyor. Sosyalist İktidar Partisinin (SİP) değişik yayın organlarında bu süreci...
Bu çalışmada, sermayenin her düzeyde yeniden yapılandığı ve restorasyon olarak andığımız sürecin, işçi sınıfı hareketine ve özel olarak da sendikal harekete olan etkilerini, süreci doğuran kesitte ve bu sürecin içinde ideolojik alanda yoğunlaşarak tartışmaya çalışacağız. Böyle bir tartışma, doğal olarak, Kürt Ulusal Mücadelesi başta olmak üzere, restorasyon sürecini sermaye açısından bir zorunluluk haline getiren, yani...
Toplumsal süreçlere ilişkin her kavramlaştırma, bu süreçlere ilişkin çözümleme ihtiyacını perdeleme ve çözümlemenin yerine geçme riskini de barındırır. Özellikle sık kullanılan kavramların aydınlatıcı özelliklerini yitirerek birer etikete dönüşmesi her zaman mümkündür. Sözgelimi, “depolitizasyon”, 12 Eylül sonrasında solun oldukça sık başvurduğu bir kavram oldu. Nerede bir tıkanıklık varsa, orada toplumsal depolitizasyonun çıktıları görüldü. Solun önemli bir...
Aydınlık bir Türkiye mücadelesinin faşizme karşı bir mücadeleden geçtiğini bir kez daha hatırlatan yoldaşıma, Hüseyin’e… Türkiye solunun 20. Yüzyıla yayılan inişli çıkışlı mücadelesine pek çok onurlu sayfanın yanında önemli zaaflar yazıldı. Gericilik, emperyalizm, sosyal demokrasi karşısında yapılan açılımların önemli bir kısmı ne yazık ki sosyalist-devrimci bir hatta sığmayacak genişlikte oldu. Ancak özellikle solu bugün temsil...
Solun uzun süreli mücadele başlığı : Emperyalizme karşı bağımsızlık Emperyalizme karşı mücadele Türkiye’de solun uzun süreli ideolojik gündemlerinden birini oluşturmuştur. Dolmabahçe’de 6.Filo’ya karşı düzenlenen eylemler ODTÜ’de Cromwell’in arabasının yakılması bu mücadelenin kolayca akla geliveren eylemliliklerindendir. Emperyalizme karşı yürütülen mücadelenin o günkü teorik dayanaklarından en önemlisi “ulusun egemenliği ve bağımsızlığı ilkesi idi. “Bağımsız Türkiye” sloganında da...
“Türkiye’ de faşist hareket belli bir yükseliş eğiliminde ve bunun sınıflar mücadelesinde birtakım siyasi-ideolojik karşılıkları var.” Herhalde siyasi gelişmelerden siyasi sonuçlar üretme yeteneğini yitirmemiş aklıbaşında hiçbir solcu bu saptamayı reddetmeyecektir. Ama sıra, “Türkiye’ de saf anlamıyla faşizm yükseliyor ve bunun devlete-sınıfsal hegemonya mekanizmalarına dönük karşılıkları var” türünden saptamalara geldiğinde işler karışmaktadır. Örneğin, bu saptamanın bir...
Son seçimlerde milyonlarca genç ilk defa oy kullandı. Seçmen yaşının onsekize inmesiyle bu şansı yakalayan gençlerin büyük kısmı gidip oylarını MHP’ ye verdi. Sadece onlar mı? Özellikle Orta Anadolu ve Kardeniz’ de ama ülkenin her yerinde insanlar faşistlere yöneldi. Yüzde onsekiz gibi ciddi bir oy MHP’ yi iktidara taşıdı. Bunun nedenleri elbette tartışılmalı ve tartışılacak....
90’ların başında bir yükselişin eşiğinde olan ve herkesin gözlerinin üzerine çevrildiği Refah Partisi ve çatısının altındakiler, bugünkü yeniden yapılanma sürecinde dışlanan ve zaman zaman diş gösterip zaman zaman mazlumu oynayarak kendisine yeniden bir “yer açılmasını” bekleyen bir aktör olarak belirginleşiyor. Kısa bir dönem “hükümet olma” biçiminde tecrübe ettikleri iktidar hülyaları ise, artık sonraki onyıllara veya...
İşaret/Notlar
Yükleniyor...
İşaretle
Kapat
Okur Giriş

Parolanızı mı unuttunuz
×
Signup

Already have an account? Login
×
Kayıp Parola

×