İddia bu ya, Mehmet Ali Aybar’ın “biz tanrının kitabını reddetmişiz, lafı mı olur” diyerek kendisini Marksizmin temellerine, Lenin’in düşüncesine karşı çıkmakla eleştirenlere diklendiği söylenir. Burada “siz ne biçim Marksistlersiniz, tabularınız, fetişleriniz var” türünden bir alaycılık olduğu açık. Aybar’ın üretken, yaratıcı, mücadeleci bir aydın olduğu kesindi, lakin Marksizmle kurduğu ilişkide ciddi sorunlar vardı, Lenin’i ve Bolşevikleri...
2013’te, Haziran günlerinde “Bu insanlar nereden çıktı?” sorusu herkesin dilindeydi, şaşkınlık ve keyifle… Bugünse, “Biz Gezi’yi gerçekten yaşadık mı?” diye soranlara rastlıyoruz, bezginlik ve karamsarlıkla… Oysa ileriye atılış da gerçek, bugün yanıltıcı öğeler barındıran geriye çekiliş de… Gerçek olmayan, bir kısım solcunun kafasındaki Haziran. Sanırım büyük halk hareketiyle yeniden evlerine çekilen insanlar arasındaki ilişkiyi anlamak...
“Dünya komünist hareketi” tanımlamasını hak eden, ortak bir doğrultusu olan, kendisini başka hareketlerden ayrıştırmış, aynı siyaset dilini kullanan, ülke özgünlüklerine rağmen benzer hedef ve araçlarla hareket eden bir toplamdan söz edemiyoruz bugün. Bununla birlikte, tek tek ülkelerde komünist partileri faaliyette; bunların kimisi ciddi toplumsal desteğe sahip, kimisiyse son derece etkisiz. Ve bütün bu partiler arasında...
 Türkiye’nin güncel siyasi hayatına, kabaca bir tarafında TSK’nın diğer tarafında ise AKP’nin durduğu eksen etrafındaki gerilim damga vurmaya devam ediyor. Söz konusu cepheleşmeyi birbirinden bağımsız momentlerin, muhtelif gerilim başlıklarının bir toplamı olarak değil, bir süreç olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Gelişmelere bir süreç olarak bakmak ne cepheleşmenin suni olduğu, ne de tarafların rollerini baştan yazılmış bir...
Bir süredir ara verdiğimiz, Yayın Kurulu imzalı sunuş yazılarına bu sayıda bir kez daha yer vermek ihtiyacı duyduk. Bunun iki sebebi bulunuyor: Birincisi, Gelenek’in 99. sayısıyla 100. sayısı arasında geçen uzun süreden ötürü okurlarımızdan özür dileme ihtiyacı hissetmemiz. İkinci gerekçe ise, yansımalarını 101. sayıdan itibaren göreceğiniz, Gelenek’teki değişiklikleri haber vermek. Sunuş yazısında bugüne kadar çıkan...
Bir süredir ara verdiğimiz, Yayın Kurulu imzalı sunuş yazılarına bu sayıda bir kez daha yer vermek ihtiyacı duyduk. Bunun iki sebebi bulunuyor: Birincisi, Gelenek’in 99. sayısıyla 100. sayısı arasında geçen uzun süreden ötürü okurlarımızdan özür dileme ihtiyacı hissetmemiz. İkinci gerekçe ise, yansımalarını 101. sayıdan itibaren göreceğiniz, Gelenek’teki değişiklikleri haber vermek. Sunuş yazısında bugüne kadar çıkan...
Burjuva devrim sürecine ve bu sürecin ürünlerine kolaycı yaklaşımları sevmeyiz. Kolaycılıkla işin içinden çıkılamıyor çünkü… Türkiye’nin kapitalistleşme süreci, işin sahibi burjuvazinin bile devrim diye adlandırmaktan kaçınmaya çalıştığı ölçüde ağır aksak yaşanmış, burjuva aydınlanma süreçleri pek yüzeysel geçmiştir. Buna karşılık bugün geleceğe uzanmak isteyenlerin bu tarihi miras olarak sahiplenmemeleri olacak şey değildir. Dahası eksikli ve tartışmalı...
90 yıl önceydi… İki emperyalist odağın insanlığın üzerinde tepiştiği dehşet verici bir ortamda, ezilenler proletaryanın şahsında ayağa kalkmış “başka alem için” kolları sıvamışlardı. Bastıkları toprak Rusya’ydı, uçsuz bucaksız ve ölçüsüz. Kimileri haklı olarak “tarih öncesinden çıkış” diye adlandırdı, hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı, her şeyin kendini ona göre yeniden konumlandırdığı yeni bir dünyaya işaret ederek....
Türkiye burjuvazisinin onyıllar boyu hem bir sendromu hem de demagojisi oldu “bölünmek”. 12 Eylül sonrasında sadece kamuoyunu biçimlendirmek üzere televizyonda yayınlamamışlardı parçalanmış ülke haritasını; üniversitelerde hocaları toplayıp brifingler vermişlerdi. Hayali sınır Karadeniz’den başlayıp güneye doğru iniyordu. Solun Karadeniz’e neden önem verdiği de bu sayede deşifre edilmişti. Kıyıya Sovyet çıkarması yapılacaktı çünkü! Bölücülükle adı özdeşleştirilen taraf...
1986 Kasım’ından bu yana yayınımızı sürdürüyoruz. Başlangıç tarihimiz Gelenek’e Türkiye’nin mevcut en eski Marksist teorik yayını nitelemesini kazandırıyor. Ama birkaç ay sonra yirmi yılını dolduracak olan derginin bir istikrar sorunu olduğunu da kabul etmemiz gerekiyor. İstikrar sorunu dendiğinde, solda teorik-ideolojik rotanın “oraya buraya sapması” anlaşılabilir… Bereket Gelenek’in hiç böyle bir sorunu olmadı. Rotamızın sağlamlığı ile...
İşaret/Notlar
Yükleniyor...
İşaretle
Kapat
Okur Giriş

Parolanızı mı unuttunuz
×
Signup

Already have an account? Login
×
Kayıp Parola

×