TKP’nin yüzüncü yılına Birikim dergisi de “kuruluş yıldönümü” başlığı atılmış bir dosyayla değindi: İki söyleşi ve bir makale. Katkıcıların en ünlüsü Mete Tunçay. Ahmet Kardam diğer söyleşinin konuğu. Canan Özcan ise Atılım dönemi üstüne bir makale yazmış… Aşağıda yalnızca Mete Tunçay hakkında yazacağım. Başlığı koyarken de gözümün önüne gelen kişi odur! 1990’ların başında Sol Kemalizme Bakıyor[1]diye bir röportaj-kitap...
TKP adının siyasi mücadeleye geri döndüğü günlerdeyiz. Türkiye Komünist Partisi bir proje değildir ve sadece bir proje olan partilere siyasette rastlanabiliyor. TKP’nin projeleri olabilir; daha iyi bir ifadeyle açılımları, açılım dönemleri. Ama TKP bir gelenek, köklü bir akım, baypas edilmesi olanaksız bir müktesebattır. 20 Temmuz 2014 ile 22 Ocak 2017 arasındaki süre ismin ötesinde bir...
Türkiye komünist hareketinin tarihinde önemli eksikliklerden biri teorisyene sahip olmayışıdır denebilir. Komünist hareket önemli stratejistlere ya da siyaset adamlarına sahip olmuştur ancak teoriyi yeniden üretmek ve ideolojik girdiler yapmak konusunda fazla yaratıcı olamamıştır. Bu nedenle 1990’lara gelinceye kadar komünist hareketin liderlerinin geride bıraktığı önemli bir yazılı külliyat olduğu söylenemez. Mustafa Suphi bu açıdan bir istisna...
28 Ocak’ı 29 Ocak’a bağlayan gece katledilerek Karadeniz’in azgın sularına atılan Mustafa Suphi ve 15 yoldaşımızı anmak üzere Sultan Galiyev’in Sovyet gazetesi Ulusların Yaşamı’nda* 16 Ağustos 1921 tarihinde çıkan makalesinin çevirisini yayımlıyoruz. Makale, Mustafa Suphi’nin Ekim Devrimi sonrası Rusya’daki mücadelesine odaklanmaktadır. Galiyev, Suphi’nin Müslüman nüfusun ağırlıklı olarak yaşadığı bölgelerde Sovyet iktidarının kurulması ve sosyalist düşüncenin yaygınlaşması...
Gelenek Rasih Nuri İleri’yi ölümünün birinci yılında 1946 sendikacılığı üstüne bir yazısıyla anıyor. İleri’nin bu makalesi 1946 komünist işçi hareketi çıkışı üstüne erken değerlendirmelerden biridir ve Türkiye emek tarihi çalışmalarının vazgeçilmez kaynaklarından biri olduğu gibi işçi sınıfı mücadelemizin de temel belgelerinden biri sayılmalıdır. Emek tarihinin kaynak ve belge sorunları dramatiktir Türkiye’de. Kuşkusuz tarihçiliğin ve özel...
Bilindiği gibi Türkiye’de sendikacılık Sadi Irmak’ın Çalışma Bakanlığı sırasında, 20 Şubat 1947 günü kabul edilen Kanun ile resmen başlamış bulunmaktadır. Oysa asıl sendikacılığımız fiilen 1946 yılında yerden fışkırırcasına doğmuş, gelişmiştir. Çok partili döneme geçişimizin gereksinimleri bazı kanun değişiklikleri gerektirmişti. 1938 tarihli ve 3512 sayılı eski Cemiyetler Kanunu’nun 9. uncu maddesine göre: “Aile, cemaat, ırk, cins...
Bugünün ve Yakın Tarihimizin CHP’si Yakın siyasi tarihimizin tanığı olan orta yaşlı sol cenah için CHP, bugün sürekli geriye giden çizgisi ile sol adına ilgilenilmeye değmez bir sepete atılmış durumdadır. Bunu biraz da sol-sosyalist çizgimizin saflığının bir dışavurumu olarak yapmak zorunda hissettik kendimizi. CHP, sağa gittikçe yaklaşan çizgisine rağmen, bugün ana-akım seçmenin önünde seçim sandığında varlık...
Uzun dönemde ve mukayeseli bir perspektifle bakıldığında, seçmen davranışlarının iki boyutlu bir politik ajandaya dayalı olduğunu düşünebiliriz: Ekonomi ve ideoloji. İdeoloji, ekonomik açıdan aşikar gibi görünen sonuçları, tersine çevirebiliyor. Örneğin İtalya’da II. Dünya Savaşı sonrası –uzun ve zifiri karanlık faşizm gecesinden kurtuluş- kadın düşmanı faşizmin ideolojik ve kurumsal enkazının geri dönüşsüz biçimde tasfiyesi gerekiyordu. Ve...
Gelenek’in 122. sayısının Ekim Devrimi’nin 96. yıldönümüne denk gelmesi nedeniyle, daha önce bu konuda yazmış olduğum biri yayınlanmış diğeri yayınlanmamış iki yazıyı birleştirerek bu sayıda yeniden paylaşıyorum. Aşağıdaki yazıda, Bolşevik Devrimi’ni sıcağı sıcağına yaşayan Türkiye’deki aydınların ve komünistlerin buna nasıl tepki verdikleri ve burunları dibindeki sosyalist devrimin Türkiye aydını üzerindeki etkileri, bu konudaki yayınlar üzerinden...
Anayasalar, egemenlik hakkını ve kullanımını, temel hakları ve özgürlükleri, ödevleri, bunların sınırlama koşullarını, siyaseti, devleti, toplum içinde devletin, devlet içinde iktidarın sınırlarını belirlerken, asıl olarak içinden çıktıkları toplumun maddi koşullarını, ilişkilerini ve ekonomi politiğini yansıtırlar. Anayasaların ekonomi politiği, doğrudan ya da dolaylı anayasa hükümleri üzerinden okunabileceği gibi, anayasa koyucu sürecin de içinde bulunduğu anayasal bütünsellik...
İşaret/Notlar
Yükleniyor...
İşaretle
Kapat
Okur Giriş

Parolanızı mı unuttunuz
×
Signup

Already have an account? Login
×
Kayıp Parola

×