“Cum domino pax ista venit.” Gelenek’in bu sayısının ilk planında bana düşen Kürt sorununun ekonomi politiği üzerinde durmaktı. Ancak ekonomi politik ve Kürt sorunu ifadelerini birlikte yazının başlığına taşımak bir türlü elimden gelmedi. Bunun iki nedeni var: Birincisi, Kürt sorunu gibi hem çok güncel hem de çok karmaşık bir mesele ele alındığında konunun politik boyutunun...
Günümüz Türkiye’sinde yaşanmakta olan toplumsal çürümeyle anti-Sovyetik ideoloji arasında bir bağlantı kurabilir miyiz? Sovyetler Birliği’nin çözülüşünün Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu geniş bir coğrafyayı emperyalizmin yap-boz tahtasına çevirdiği, bu coğrafyada yaşayan toplumların emperyalizmin her türlü bozguncu ideolojik girdisine maruz kaldığı söylenebilir örneğin. Bu doğrudur, ama özel olarak anti-Sovyetik ideolojiye, en azından bu düzeyde, bir ihtiyaç yok...
Türkiye’nin toplumsal dokusu parçalanmıştır. Bunu daha doğru bir biçimde şöyle de söyleyebiliriz: Türkiye işçi sınıfının bölünmüşlüğü, bu ülkenin kaderini tayin edecek en önemli olgu olarak karşımızda durmaktadır. İşçi sınıfının bölünmüşlüğü hem bir olgudur, çünkü somut bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır, hem de bir süreçtir, çünkü hangi biçimleri alacağı ve doğuracağı toplumsal sonuçlar, sınıf mücadelesinin akışı...
Gözünüzün önüne bir Türk filmi sahnesi getirin. Ağa tarafından borçlandırılmış yoksul bir ailenin tek geçim kaynağı olan ineği, ağanın adamları tarafından zorla aileden alınıyor. İnek çok besili değildir belki, ama doğurgandır. Ağa, yoksul ailenin ineğini Hollanda’dan getirttiği damızlık boğasına eş seçmiştir. Çiftleşme gerçekleşecek. Ama karnı aç, bakımsız, yoksul aile ineğinin havaya girmesi pek öyle kolay...
Lenin 1918’de yazdığı Sovyet Hükümetinin Acil Görevleri broşüründe, iktidarı aldıktan sonra devrimin önündeki en acil görevin emek üretkenliğinin artırılması olduğunu yazıyordu: “Bütün sosyalist devrimlerde proletarya iktidarı alma sorununu çözdükten ve esas itibariyle mülksüzleştirenleri mülksüzleştirerek dirençlerini bastırdıktan sonra, kapitalizmden daha üstün bir toplumsal düzen yaratma, yani emek üretkenliğini artırma ve bu minvalde (ve bu amaçla) daha...
Süreçlere karşıtlarıyla bakmak ve öznelliğin incelenen süreçlerin bir parçası, kritik bir parametresi olduğunu sürekli hesaba katmak Marksizm-Leninizm’in en büyük metodolojik üstünlüklerinden bir tanesidir. Sovyetler Birliği’ne, işçi sınıfının bu en görkemli zaferine bakarken bu metodolojik ilkeyi ne kadar vurgulasak azdır. İnsanlığa ne öneriyoruz? Bu soruyu Sovyetler Birliği çerçevesinde düşünürke,n bu sosyalist iktidar deneyimine karşı emperyalizmin saldırılarını,...
Ortaokul tarih kitaplarında sık sık rastladığımız bir hikaye vardır: Aslında Türkler bilmem ne savaşını tam kazanıyorlardı ki, Türk olmayan boyların son andaki ihanetiyle savaş kaybedildi. Resmi tarih baştan sona kahramanlık ve fetih kültürüyle yoğurulduğundan, bin beş yüz sene evvel kaybedilen savaşlar için bile bir bahane bulunması alışkanlık haline gelmiştir. İhanet nedeniyle, düşman karşısında hazırlıksız yakalanmak...
Sadece mekansal ifadelerle yapılan bir devlet tanımı yeterli olabilir mi? Bu soruya kolayca hayır diye yanıt verebiliriz. Bu yanıtı kolayca verebilmemizi sağlayan unsur, sorunun başlangıcındaki “sadece” kelimesidir. Devlet, şüphesiz mekansal ifadeleri de içeren bir tanıma sahiptir. Ancak tek başına bu ifadelerin bir fonksiyonu olarak yapılan bir devlet tanımının yetersiz kalacağı açıktır. Bu yazıda kapitalist devletin...
İşaret/Notlar
Yükleniyor...
İşaretle
Kapat
Okur Giriş

Parolanızı mı unuttunuz
×
Signup

Already have an account? Login
×
Kayıp Parola

×