İşçiler, emekçiler, köylüler, aydınlar tarafından tartışılması, geliştirilmesi ve gerici, işbirlikçi, piyasacı, patron güdümlü anayasa girişimlerine karşı bir seçenek haline getirilmesi için Türkiye Komünist Partisi tarafından hazırlanmıştır. TOPLUMCU BİR ANAYASA İÇİN… SUNUM Türkiye, 12 Eylül faşizmi tarafından dayatılan ve emperyalizme bağımlılık, teslimiyet, eşitsizlik, adaletsizlik, yoksulluk, çürüme ve cehalet kaynağı durumundaki sömürü düzenini 25 yıldır korumaktan başka...
Türkiye’nin toplumsal dokusu parçalanmıştır. Bunu daha doğru bir biçimde şöyle de söyleyebiliriz: Türkiye işçi sınıfının bölünmüşlüğü, bu ülkenin kaderini tayin edecek en önemli olgu olarak karşımızda durmaktadır. İşçi sınıfının bölünmüşlüğü hem bir olgudur, çünkü somut bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır, hem de bir süreçtir, çünkü hangi biçimleri alacağı ve doğuracağı toplumsal sonuçlar, sınıf mücadelesinin akışı...
TÜBİTAK’ın (Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu) Popüler Bilim Kitapları dizisinden, AKP’nin bu kuruma yeni yöneticiler atamasından bu yana, çok az yeni kitap çıktı. Tükenen kitapların yeni baskılarını yapmak konusunda da acele edilmiyor. Bilim ve Teknik dergisinin Ocak 2007 sayısındaki listeye göre baskısı tükenmiş olan kitaplar arasında şunlar da var: Hayatın Kökleri, Gen Bencildir, Evrenin...
Gözünüzün önüne bir Türk filmi sahnesi getirin. Ağa tarafından borçlandırılmış yoksul bir ailenin tek geçim kaynağı olan ineği, ağanın adamları tarafından zorla aileden alınıyor. İnek çok besili değildir belki, ama doğurgandır. Ağa, yoksul ailenin ineğini Hollanda’dan getirttiği damızlık boğasına eş seçmiştir. Çiftleşme gerçekleşecek. Ama karnı aç, bakımsız, yoksul aile ineğinin havaya girmesi pek öyle kolay...
Malumunuz; ezilenler, sömürülenler, mağdurlar, yoksullar, mazlumlar, marjinal sektörlerde çalışanlar, kent yoksulları… diye uzayıp giden “yoksulluğa dair bir kategoriler zenginliği” söz konusu. Hayatın, edebiyatın ve kuramın çeşitli alan ve uğraklarında karşımıza çıkıyorlar sürekli; daha da fecisi yaşıyoruz sıklıkla bu “ulamların gerçekliği”ni. Sonuçta kendileri işçi sınıfı düşüncesini ve mücadelesini geliştirmeye çalışanlar için bir taraftan sınıf analizlerinin “yardımcı...
Olur da, olmaz da; yahut, hem olur hem olmaz. Bizim halklarımızın haklı olarak sahiplenmede paylaşamadıkları büyük bilge Nasrettin Hoca’nın, çatışan tarafları dinledikten sonra, birine dönüp “sen haklısın”, öbürüne dönüp “sen de haklısın” demesine benzedi biraz. Dolayısıyla, bu kez, yazıya başlarken sorduğumuz soruya ne kestirme ne de kesin bir yanıt bulamadığımıza göre, asıl konuya girmeden önce...
“Amerika’yı yeniden keşfetmeyelim” duymaktan bıktığımız tekerleme… Siyasilerin hatta akademisyenlerin diline pelesenk olmuş bir söylem… Ulusal sağlık sistemi AKP iktidarı eliyle hızla piyasalaştırılmaktadır. Bu programın yürütücüleri topluma sürekli ABD sağlık sisteminden örnekler vermektedirler. Piyasalaşma yolunda reform adı altında yapılan değişiklikler bu örneklere dayandırılmaktadır. Büyük bir iştahla benzemeye çalıştığımız ABD sağlık sistemi, aslında derin bir kriz içindedir....
Görüntülerle çevrelenmiş durumdayız. Gerçeği(ni) fark edemeyeceğimiz ya da gerçeğ(in)e yönelip ona vakıf olamayacağımız kadar çok görüntüye maruz kalıyoruz. Görüntü bombardımanı, düşünceyi, soyutlamayı, sorgulamayı, analizi, dolayısıyla “gerçeği kavrayıp müdahale olanaklarını geliştirecek bir akıl”ı dumura uğratıyor, buna yarıyor. Ancak görüntülerin içine çok girilmediğinde, bombardımana rağmen dışarıdan bakma yetisi kaybedilmediğinde, ilişkiler sorgulanıp “göründüğü gibi olmayanlar” deşilebildiğinde ve elbette...
Bu satırların yazıldığı sırada, “piyasalardaki dalgalanmalar”ın ciddi bir krize evrilip evrilmeyeceği kesinlik kazanmamıştı. Ama yıllar öncesinde kesinleşmiş olan bazı şeyler var. Birincisi, 1989’dan bu yana, Türkiye hep aynı kısır döngünün içinde. İkincisi, bu kısır döngünün görece kısa aralıklarla ciddi krizlere yol açmaması mümkün değil. Üçüncüsü, döngünün kısır olması “yapısal” bazı değişimlere yol açmadığı anlamına gelmiyor;...
“Çürüme”, uzunca bir süredir, sağcısıyla solcusuyla, her meşrepten yazarın ve siyasetçinin, hatta neredeyse orada burada “memleket meseleleri”ni konuşmaya meraklı yurttaşların bol bol kullandığı bir sözcük oldu. Üstelik, insanlık kalmadı, ahlak çöktü, bu memleket adam olmaz türünden her yana çekilebilir konuşmaların konusu olmanın ötesinde, bizim burada doğrusu budur diye öne çıkaracağımız anlamına çok da uzak sayılmayacak...
İşaret/Notlar
Yükleniyor...
İşaretle
Kapat
Okur Giriş

Parolanızı mı unuttunuz
×
Signup

Already have an account? Login
×
Kayıp Parola

×