Metin ÇULHAOĞLU : Arkadaşlar ben kısa bir giriş yapmaya çalışacağım. “Dünya solu nereye gidiyor” başlığı altında şöyle bir şey yapabilir miyiz? Belli parametreleri alıp, birincisi sınıf hareketindeki eğilimler; ikincisi parti biçiminde örgütlenmiş sol, yani sosyalist, komünist çizgilerin sergilediği performans ve üçüncü parametre olarak da marksist teori ya da sosyalist teorideki durumu alıp, buradaki yönelişlere bakabilir...
|Devrim Teorisi |Emperyalizm / Anti-Emperyalizm / Yurtseverlik |Gericilik / Faşizm / Karşı-Devrim |Güncel Değerlendirmeler / Sosyalist Tavır |İdeoloji |Jakobenizm / İttihat Terakki / Kemalizm |Parti Tarihi ve TKP |Türkiye Siyasi Tarihi|
Osmanlıca, neden anlaşılmaz bir dildi? Çünkü halkın bu dili anlaması istenmiyordu. “Saray dili” nin, daha doğrusu devlet dilinin halk dilinden ayrıştırılması, son derece bilinçli bir tercihtir. Bilgisiz halk, kolay yönetilir.Okuryazarlık oranının çok düşük olduğu bir ülkede, eğitim verilen küçük bir azınlığa gündelik konuşma dilinden farklı bir dil öğretilip bu dille yazmaları sağlandığında, hem halk “yukarıda”...
Ali Önder Öndeş , Aydemir Güler , Erkin Özalp , Haluk Yurtsever , Metin Çulhaoğlu Metin Çulhaoğlu: Türkiye’de işçi sınıfının son 40-45 yıllık dönemde siyasal olarak özel bir hareketlilik sergilediği kesitleri nasıl tanımlayabiliriz; hangi dönemlerde Türkiye’de işçi sınıfı başka dönemlere göre daha canlı, daha hareketli olmuştur; bunları genel olarak saptayabilirsek ve buradan hareketle sınıfın neden,...
Bilindiği gibi Türkiye Komünist Partisi yılda bir konferans topluyor. Geçen yılki konferansın gündemini parti programı oluşturmuştu. Daha önceki yıllarda ise TKP üye ve dostları konferansın temel ürünü olarak bir “dünya ve Türkiye değerlendirmesi” ne alışmışlardı. 2004 yılında farklı bir yöntem izleniyor. Ekim ayının sonunda tamamlanması planlanan çalışmalarda şu sıralar ele alınmakta olan ana rapor, deyim...
Emperyalist-kapitalist sistemin dünyamıza “yeni bir düzen” getirme iddiasıyla son 15 yıllık dönemde izlediği politikalar ve başlattığı girişimler, yeniden toparlanma sürecinin adımlarını atmaya çalışan komünist hareket açısından son derece önemli bir başlık oluşturmaktadır. Komünist hareketin önündeki görevler, birçok yönüyle, geçmiştekinden daha güçtür: Emperyalist sistemin peş peşe gelen girişimlerini dizginleyebilecek karşıt bir sistemin yokluğunda, kitleler üzerindeki etkisi...
Kemal Okuyan , Mehmet Kuzulugil , Metin Çulhaoğlu , Özgür Şen Metin Çulhaoğlu: Arkadaşlar bugün, Türkiye’de burjuva siyaseti hangi aşamada, hangi amaçları barındırıyor, hangi açmazlarla karşı karşıya, daha ileride bugünden kestirilebilecek hangi açmazlarla karşılaşabilir, genel olarak bunları tartışmak üzere toplandık. Ben toplantıyı yöneten kişi olarak uzun bir girizgah yapmak niyetinde değilim. Sadece diğer arkadaşlarımıza belki...
Yerel seçimler yaklaştıkça en büyük metropol kentlerden küçük ölçekli yerleşimlere kadar memleket sathında proje yarışları hızlanıyor. Bu projelerin kapitalizmi derinleştirmeyi, sermayeyi, kâr motifini ve sömürü ilişkilerini toplumun her hücresine şırınga etmeyi öngören arı burjuva olanlarını bir kenara bırakalım. Bir de “toplumsal” içerikli ve söylemli olanlar var. Ancak daha baştan belirtmekte yarar var; bu iki kategoriyi...
Bugün, dünyanın neresinde olursa olsun komünistlerin önünde duran görevlerin başka tarihsel dönemlere göre daha güç ve karmaşık olduğunu kabul ederek başlamak gerekiyor. Söylenen, ilk bakışta, öteden beri vurguladığımız belirli gerçeklere ters düştüğü izlenimi verebilir. Öyle ya, sosyalizm alternatifinin zorlayıcılığından kurtulan kapitalizm kendi çıplak yüzünü artık daha pervasızca sergilemiyor muydu? Son on yılda birbiri ardına patlak...
ABD ile AB arasındaki rekabetin günümüzün en önemli çelişkisini oluşturduğunu savunanlar, AB’nin ABD ile liderlik mücadelesine girişmek için gereken iktisadi ve siyasi güç ve bütünlükten yoksun olduğunu göremiyor mu? AB’ye üyelik sürecinin Türkiye için bir çağdaşlaşma ve demokratikleşme süreci olduğunu düşünenler, bu süreçte emperyalist sömürünün giderek yoğunlaştığını ve “AB demokrasisi” denen şeyin halkın gerçek katılımını...
Emperyalizm ve savaş kavramlarının birbirlerinden ayrı düşünülemeyeceği, geçtiğimiz yüzyılın başında netlik kazanmıştı. Aradan geçen süre içinde, emperyalist-kapitalist sisteme son vermeden de savaşsız bir dünyaya ulaşılabileceğini (hatta ulaşıldığını) savunanlar oldu. Özellikle reel sosyalizmin çözülüşünden sonra, kapitalizmin nitelik değiştirdiği iddiaları daha bir yüksek sesle dile getirilmeye başladı. Ama “Soğuk Savaş”ın sona ermesinin üzerinden daha iki on yıl...






